ORADAKİ KİM


Sessiz, Sonsuz bir hiçliğin içinde, sanki birşeyler arıyordu. Birden, bir fısıltı esti kulaklarında, Sessizliğin sesi duyuldu bütün benliğinde;     Hey sen!…   Kim seslendi ?   Ben!…   Bana mı seslendin?     Sana seslendim,adın ne,ne arıyorsun?   Bir çocuk arıyorum, Dört yaşındayken babasını kaybetmiş, Çok üzgün, ama kimseye belli etmiyor, Kimse de farkında…

ÜŞÜYORUM


Sabah saat 06:30 suları…. Mevsimin Bahardan Yaza yolalma zamanında…   Anne çok üşüyorum, kıyafetimi giydirirmisin… Kıyafetin üzerinde oğlum…. O zaman demekki ben hayallendim. Üstümü örtermisin… Tamam oğlum hemen örtüyorum…   Kadın oğlunun üstüne bir battaniye ile sıkıca örter…. Tamam anne… Hadi sen git biraz uyu. Saatlerdir hiç uyumadın zaten…   Kadın kalkar ve yatağına gider….

ALTIN YAŞ


Geçenlerde 16 Temmuzu yaşadık hepimiz, Bir çoğumuz için anlamı olmayan sıradan bir gündür muhtemelen, Ben ise tam 46 yaz önce o gün doğdum. Dile kolay, tam; 46 Yıl, 184 Mevsim, 552  Ay, 2392 Hafta ve 16790 Gün.   Bize neredeyse sonsuzluk gibi gelen bu süreler, hatta 100 yıllık bir ömür bile, Dünya için ve evren…

İLK ANILAR


İlk anım, henüz bir yaşıma basmadığım günlere aittir. Tek odalı bir toprak evde oturuyorduk o zamanlar, Odanın zemininde “Taft” diye adlandırılan, Yerden biraz yüksek olan tahtadan bir zemin vardı. Henüz kundaktaydım o zaman, Yatıyordum ve başımın ucunda duran kıpkırmız bir birşeyi seyrediyordum. Üzerine biraz güneş ışığı değiyordu. O zaman elbette gördüğüm şeyin domates, renginin de…

IŞIKSIZ GÜN HİKAYELERİ


Benim kuşak çok ilginç bir kuşaktır. 78 kuşağı derler bize, Nice değişimlere tanık olduk biz, nice zulümlere,yok oluşlara, Teknolojinin ne demek olduğunun bilinmediği dönemlerden geldik biz, 60’lı yıllarda elektrik gelmemişti bizim oralara henüz, İdare lambaları, gaz lambaları vardı, Biraz durumu iyi olanlarda ise Gemici Fenerleri ya da Lüküs’ler  vardı o zamanlar. Ne güzel günlerdi bilirmisiniz….

MAHALLE ÇEŞMESİ


70’lere gelinceye kadar her evde su yoktu, Mahalle ve sokak çeşmeleri vardı, herkes suyunu oradan alırdı, Biz muhacirlerin oturduğu bölgede, Erzin-Dörtyol yolu üzerinde, Veysel Kervancı’nın evinin önündeydi çeşme, Kadınlar yıkanacak çamaşırları toparlayıp, aceleyle çeşme başına giderlerdi yer kapmak için, Bütün dedikodular, muhabbetler, tatlı atışmalar, Bazen de kavgalar yapılırdı çeşme başlarında. Bir keresinde, Bir kamyon geçiyordu…

SİNEMA GÜNLERİ


60’ların sonuna gelindiğinde yeni evimize taşınmıştık. Toprak değil, kerpiçten yapılmıştı,elektrik de bağlanmıştı. 2 odası olan bir evdi, her bir odanın kapısı dışarıya açılıyordu, Odalardan biri mutfak olarak, diğeri de oturma ve yatma için kullanılıyordu, Odalar arasında bel hizasında küçük bir delik vardı, mutfaktan getir götür işleri buradan el ile uzatılarak yapılıyordu, Sonra eve bir oda…

AKSARAY’DA ÜÇ EV


Hayat elinde iplerimizi tutan bir oyuncu gibi, Kendi kurgusuna uygun olarak bize biçtiği oyunu sergilemekte, Çoğu zaman da beklentilerimizin çok ötesinde bir başlangıç veya final yaşatmaktadır.   MERHABA İSTANBUL 04 Aralık 1989, İstanbul’da ilk işe başladığım tarih, O güne kadar hayatımın hiçbir evresinde İstanbul’da yaşamayı planlamamıştım. Üniversiteyi Ankara’da okumuş,   gelecekle ilgili planlarımı da, arayışlarımı…

OĞLUM


MERHABA AVCILAR        Aksaray’dan Avcılara taşınmamla birlikte  hayatımda bir dönem kapanırken, yeni bir dönemin kapısı aralanmıştı. “Merhaba, yeni doğan güne, dostluklara, aşklara, tutkulara, umuda, Merhaba yeni hayata…..” Alp kısa bir süre daha İstanbul’da kaldıktan sonra, Telsiz Zabitliği ile ilgili zorlu sınavları aşmış ve sertifikasını almış, daha sonra da uzun yol seferleri yapan kuru yük gemilerinde çalışmaya…