YELKEN


Yelken açıyorum uçsuz bucaksıza, Yalnızca teknem beyaz yelkenleriyle ve ben Geride bırakıyorum her şeyimi Yanımda istemedim hiç bir şeyi Ne dertlerimi Ne de sevdiklerimi Bembeyaz köpüklerin kucakladığı, Ve her geçen dakika benden gittikçe uzaklaşan, Ve sevdiklerimle mutluluklar, acılar yaşadığımız,paylaştığımız Dönüp de son bir defa baktığım sahillere, Deniz fenerine ve o küçük çay ocağına, Elveda demek…

UTANGAÇ ŞAFAK


Binlerce yıldır, gün doğmadan önce; Çoban yıldızı gök yüzünde yol gösterirken, Dilek tutmaya davetkar yıldızlar bilinmeyenden gelip uzak ufuklara akarken, Saman yolu  süt beyaz  parlaklığıyla hayal dünyalarının kapılarını aralarken, Yola düşerler; Çobanlar, Kervanlar, Irgatlar, Denize açılan balıkçılar, Sevgililere yetişmeye çalışan yolcular. Pencerelere, bahçelere, dağlara çıkar gün doğumu aşıkları. Büyüsüne kapılırlar; Şahit olduklarında Pembe, sarı renkelerine…

BİR DOĞUM GÜNÜ ANISI VE ERZİN


DOĞUM GÜNÜ Henüz delikanlılık çağındayım, günlerden Temmuzun 16′sı, yıl ya 1979, ya da 1980 Anneannemlerin portakal bahçesini suluyoruz Emmimoğlu Metin ile birlikte, Koskoca geceyi devirmiş, sabah güneşinin doğmasına az zaman kalmış, Her taraf zifiri karanlık ve bir o kadar da sessiz, cırcır böcekleri bile derin uykuya dalmış, Elimi çapaya dayamış, gemici fenerinin aydınlattığı portakal ağacının…

ORADAKİ KİM


Sessiz, Sonsuz bir hiçliğin içinde, sanki birşeyler arıyordu. Birden, bir fısıltı esti kulaklarında, Sessizliğin sesi duyuldu bütün benliğinde;     Hey sen!…   Kim seslendi ?   Ben!…   Bana mı seslendin?     Sana seslendim,adın ne,ne arıyorsun?   Bir çocuk arıyorum, Dört yaşındayken babasını kaybetmiş, Çok üzgün, ama kimseye belli etmiyor, Kimse de farkında…

ÜŞÜYORUM


Sabah saat 06:30 suları…. Mevsimin Bahardan Yaza yolalma zamanında…   Anne çok üşüyorum, kıyafetimi giydirirmisin… Kıyafetin üzerinde oğlum…. O zaman demekki ben hayallendim. Üstümü örtermisin… Tamam oğlum hemen örtüyorum…   Kadın oğlunun üstüne bir battaniye ile sıkıca örter…. Tamam anne… Hadi sen git biraz uyu. Saatlerdir hiç uyumadın zaten…   Kadın kalkar ve yatağına gider….

ZAMAN VE BİZ


Zaman, tek gidişli bir tren gibi bilinmeyenden gelip bilinmeyene akıp gidiyor, Milyarlarca yıldan bu yana sayısız yolcular binip iner bu trene, Önce büyük patlama gerçekleşir, O andan itibaren her şey Yolculuklarını  doğum, yaşam ve ölüm döngüsü içerisinde sürdürmüye başlar, Patlamanın enerjisi yani bedenimizin ilk ataları biner trene, Milyonlarca yıl sonra, enerji halimiz yolda iner, İlkel…

BAŞLAMAK


Bu gün blokumda; sevgili dostum Serdar YAKAR ‘ın sabah saatlerinde bana gönderdiği e mail mesajını yayımlamayı tercih ettim. bununla birlikte yazını başlığını oluşturmak ve ufak tefek ayarlamalar yaparak küçük bir katkı sağlamayı da ihmal etmedim. Okumanızı tavsiye ederim. BAŞLAMAK “Merhabalar İsmail Kardeş; Yerimiz gönüller, yurdumuz umutlar; Varlığımız sağlığımız, varsıllığımız yapıtlar; Yokluğumuz düşler; yoksunluğumuz düşüncesizlikler; Eylemimiz…

YAŞAM ENERJİSİ


Dünya yüzeyinde sayısı 6 Milyarın üzerinde olan İnsanoğlu için bir o kadar sayıda hayat ve hayat hikayesi vardır. Her bir hayatın; Yaşamla ilk yüzleştiği an, yer, insan ve toplum, Karşılanma biçimi, duygu (güven-tehdit-korku -sevgi- nefret) Bir diğerinden farklıdır. İlk yüzleşilen; Bazıları için dostça bir bakış, sevgi dolu bir dokunuş ve ses iken, Bazıları için tehdit…

ÖMÜR DEDİĞİN AKŞAM GÜNEŞİ


” Ömür dediğin, bir akşam güneşi gibi, Bir bakmışsın gelmiş, Bir bakmışsın gitmek üzere, Tadına doyamazken, Nasıl geçtiğini de anlayamazsın.” (Sıdıka Mahmutluoğlu / Anneannem) Geçmiş Zaman Yolcusu Yeşilköy – İSTANBUL 08.11.2010

ALGILARIMIZ


Bu gün Televizyonda “Tetikçi” adlı filmi izliyordum. Filmin başlarında geçen bir sahnede, filmin kahramanı bir helikopteri pervanesinden vuruyor, bunun sonucunda helikopterden etrafa bir anda şiddetli bir biçimde, duman – yakıt  ve muhtelif parçacıklar saçılıyordu.   Tam bu sahneye dalmışken küçük kızımın sesini duydum.  Eliyle helikopteri gösterip; “aaa. baba, bak çiş yapıyor!..” diyordu.   Kızım, bu…