ÜRDÜN – TARİHİN DERİNLERİNE AÇILAN KAPI


Bu gün günlerden Perşembe,

Ürdün’de “Royal Hotels&Resorts – Amman” otelinin 19. Katındaki 1926 numaralı odasında kalıyorum.

Güne yağmur ile başladık, gün bitmek üzere ve yağmur devam ediyor. Hava biraz da soğuk, ama Yağmur;

hayat demek,

bereket demek…..

15 Mart 2011 günü geldiğimiz Amman’daki günlerimizin bitmesine az kaldı, önümüzdeki Pazar günü İstanbul’a dönüyoruz.

Nairobi’den döndüğüm gün yeni görev yerim Bingazi olarak belirlenmişti, işlerimin yoğunluğu nedeniyle bu görevi bir hafta kadar ertelemek zorunda kalmıştık, yolculuğa birkaç gün kaldığında Bingazi’de yönetim aleyhtarı gösteriler başlamış, tam da gideceğimiz gün güvenlik açısından oldukça riskli seviyelere gelmişti.

Sonuç olarak bu görevi belirsiz bir tarihe kadar ertelemek durumunda kalmıştık. Eğer planlanan gün yola çıkmış olsaydık Libya’dan kurtarılmaya çalışan binlerce Türk arasında yer alacaktık. Anlaşılan o ki, 48. Yılını dolduran kader yolculuğunun bu günlerinde Bingazi’de mahsur kalmak yokmuş…

İnsanoğlunun yaşam yürüyüşünde bir kapı kapanırken başka bir kapı aralanıyor. Yeni görev yerimiz Bağdat olarak belirlendi. Gılgamış’ın, Hammurabi’nin, Yunus Peygamber’in ülkesi Irak’ın başkenti Bağdat….

Bağdat’ın güvenli bir şehir olmaması nedeniyle, havaalanındaki operasyon faaliyetlerinin dışında kalan tüm işleri Ürdün’ün başkenti Amman’da tutuluyor ve takip ediliyor. Bu nedenle görevimizin önemli bir bölümünde bu şehirde kalıp 2 günümüzü de operasyon faaliyetlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının yerinde görülmesi için Bağdat’ta geçirmeyi planladık ve planımızı değiştirmeden uyguladık.

Bağdat’a önceki gün sabah erkenden uçup, dün öğleden sonra tekrar Amman’a döndük. Bağdat güvenlik açısından inanılmaz derece olumsuz şartlara sahip olduğundan havaalanından dışarıya çıkmadık. Bu şehirle ilgili izlenimlerimi ve duygularımı daha sonra yazmayı planlıyorum.

Kuzeyimizdeki Suriye’ de endişe verici gelişmeler yaşanıyor.

Ürdün’de ise ufaktan ufaktan protesto gösterileri başlasa da henüz riskli bir durum bulunmuyor.

Yedi tepeli şehir olan Amman’ın bütün modern kentler gibi birden çok yüzü var.  İlk bakışta; bölgeye özgü beyaz kesme taştan yapılmış, çok yüksek olmayan çatısız apartmanları, gene aynı yapı taşından tek katlı ve büyük bahçe içindeki villaları dikkatimizi çekiyor. Bu taşların el yapımı olanların daha makbul olduğunu öğreniyoruz.

Ürdün’e geldiğimizden beri, hayatım boyunca içmediğim sıklıkta nargile içiyorum. Akşamları iş çıkışında gittiğimiz mekanlarda bazen yemeğin hemen arkasından, bazen de yemek yemeyip doğrudan nargile içiyoruz. Nargilenin yanında genellikle yeşil naneli çay, bazen de nane-limon içiyoruz.

Daha önceleri, Kahire’de ve Beyrut’ta da nargile içmiştim. İstanbul’da içmiş olduklarım bu şehirlerin nargilesinin yanına bile yaklaşamayacağına bahse girerim. Ama Amman’da içilenler kesinlikle bir numara…

Gittiğimiz mekanlar arasında en hoşuma gideni “Reem Albawadi”  (Çölün Ceylanları) isimli restaurant oldu. Geniş alanı, otantik bir görünüm veren dekorasyonu, ferahlık hissi veren büyük bir kubbesi ve masaların üzerine monte edilmiş tepsileri ile özgün bir yapısı var. Et yemekleri ve mezeleri tartışmasız güzel, Üzüm-nane, elma-nane karışımları ve oraya özgü bir karışımı olan nargileleri hem çok yumuşak ve hem de hoş bir rehaya sahip. Nargilenin yanında sunulan “mırra” kombinasyonu tamamlıyor. Bu mekanı “Diwan Al-Sultan İbrahim Restaurant (Etleri tartışmasız mükemmel) ve diğerleri izliyor.

Bu gidişle tiryaki olmam inşallah.

ÜRDÜN HAKKINDA KISA BİLGİLER

Bu gün monarşi ile yönetilen Ürdün 25 Mayıs 1946 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur.

Başkent Amman; Amonitlerin (ismi buradan geliyor), Hititlerin, İsraillilerin atalarının, Helenlerin, Romalıların, Emevilerin yerleşim yeri olmuş, geçici İngiliz Yönetiminden önce de bilindiği gibi Osmanlıların.

Dini Yapısı :

Sünni Müslümanlar %92, Hıristiyan %6, diğer %2

Etnik Yapı:

Araplar: nüfusun %90’ından fazlasını oluşturmaktadır.

Çerkezler: 1868’den başlayarak ilk Çerkes kabileleri Amman vadisinin merkezindeki bu Roma döneminden kalan anfitiyatro ile etrafına yerleşiyorlar.

Osmanlı Yönetimi, 1908 yılında tamamlanan Hicaz demiryolunun güvenliğini sağlamak ve vergilerin toplanmasını kolaylaştırmak üzere Çerkes’ lerden oluşan atlı bir polis gücü de oluşturuyor.  Daha sonra, Amman bugün Suriye’de yaşayan Çerkeslerden de göç alıyor.

1948 yılında bölgeye son Çerkes göçü gerçekleşmiştir. Nazi Alman­yası’nın yenilgisinden sonra Alman orduları içerisinde Kızıl Ordu”ya karşı savaşmış olan bir grup Çerkes ile aileleri geliyor. Çerkezler bu gün tarım ve  ticaretle uğraşmalarının yanında,  Ürdün’de güvenliğin sağlanmasında önemli görevler üstlenmektedirler.

Hicaz demiryolunun emektarı 51. lokomotif Amman Hicaz İstasyonu’nda sergilenmektedir.

Filistinliler : Arap ülkeleri içinde en fazla Filistinli nüfus barındıran ülke Ürdün’dür. Ürdün’de nüfusunun en önemli bölümünü oluşturmaktadır.

Iraklılar :Irak’ın 2003 yılında işgalinden sonra bu ülkeden önemli sayıda mültecinin komşu ülkelere yerleştikleri, bu kapsamda Ürdün’de 1,5 milyon civarında Iraklı yaşadığı öğrenilmiştir.

NASIL ULAŞILIR

Türk Hava Yollarının İstanbul’dan Amman’a doğrudan seferleri bulunmaktadır.

Suriye üzerinden karayoluyla ulaşım imkanı olsa da, yol üzerinde bulunan şehirlerdeki gösteriler ve çatışmalar nedeniyle, bu yolu kullanmak şimdilik riskli görünmektedir.

TURİSTİK VE TARİHİ MEKANLAR

HERKÜL ANITI

Amman’ın tam merkezinde bulunan Roma Devrinden kalma HERKÜL ANITINI ve ARKEOLOJİ MÜZESİNİ geziyoruz. Müze gezimizden sonra bulunduğumuz yer Amman’ın yüksek tepelerinden biridir. Burada Amman şehrini kuşbakışı olarak seyredebilirsiniz. Bu tarihi yerden ayrılarak şehrin ortasında bulunan ve hala dimdik ayakta duran ihtişamlı ANFİ TİYATROYU geziyoruz.

JERASH

Jerash’ın tarihi 6 bin 500 sene önceye dayanıyor. Bizim Efes gibi bir yer. Ortadoğu’nun en iyi korunmuş antik Roma şehri.

Çok büyük ve mimari güzellikleri saymakla bitmez. Oval forum, kolonlu cadde, Roma köprüsü, tiyatro, kilise, mozaikler… Zeus ve Artemis Tapınağı…

AZRAQ (BLUE) WETLAND RESERVE

Amman’ın 100 km doğusunda, çölün ortasındaki bir vaha gibidir. Azrak ’ın Türkçe karşılığı “Mavi’dir.” 12 kilometrelik bir alanı kaplar. Su kaynağını Suriyedeki “Jebel Druze’den” alır. Bölge tam bir kuş cennetidir ve 160’ın üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapar.

SHAWMARI RESERVE

Azraq’ın 10 km güneyinde yer alan doğa koruma alanıdır. Bu bölgede en çok dikkat çeken Antiloplardır. Onları “Onager”,”Deve Kuşu” ve “Gazel” izler. Bölgede yer alan vahşi hayvan türlerinin başında ise “Cape Hare”, “Kızıl Tilki”, “Sırtlan” ve “Vahşi Kedi” gelir.

KARAK

Daha sonra Kerak geziliyor. Kerak, eski çağlarda doğuya veya Ölü Deniz’den batıya  doğru giden kral yolunun üzerindedir.

“Cennet’in Krallığı” adlı filmde  adı geçen en büyük haçlı kalesi buradadır.

MABADA

MABADA Amman’ın güney batısında merkeze 30 km. mesafede.
“Krallar Yolu” üzerinde bulunan kutsal yerleri gösteren 5000 yıllık ünlü mozaik haritanın bulunduğu “Mozaik Şehri”.

Madaba’da 451’de Hıristiyanlığın yayılmaya başlamasından sonra yapılmış olan Justinyen Dönemi Bizans Mezarlıkları ve pastoral konularda eklenmiş dini mezarlıklar bulunmaktadır.

M.S. 6.yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan St. George Kilisesinin tabanındaki mozaik harita Kutsal Toprakların ve özellikle Kudüs’ün işlendiği elimizde olan en eski özgün harita çalışmasıdır.

DEAD SEA

Ölü Deniz Gor Çukurunun ve Şeria Nehrinin devamında oluşmuş, deniz seviyesinden 416 m. aşağıda 85 km. boyunda 17 km. eninde, tuz oranı Kızıldeniz’den 17 misli fazla olup zengin potasyum ve bor yatakları mevcuttur.

Ölü Deniz’de suya girdiğinizde yüksek tuzluluk oranını nedeniyle neredeyse suda batmak imkansızdır.

Eskiden Ölü Denizin su seviyesinin çok daha yukarılarda olduğunu, gölü besleyen İsrail tarafından Ürdün Nehrinin başka bir tarafa yönlendirilmiş olması nedeniyle su seviyesinin her geçen yıl daha da azalmaya devam ettiğini,

Bu bölgenin kışın en soğuk zamanlarda dahi 20 – 25 dereceyi bulduğunu öğreniyoruz.

Ancak deniz seviyesinin altına indikçe artan basınç hissedilen sıcaklığı daha da artırıyor.

Suda ve çamurda bulunan  kalsiyum, magnezyum, brom ve kükürt minerallerinin deri hastalıklarına ve eklem problemlerine faydalı olduğu söylenmektedir.

Ölü Deniz deyince aklımıza  ilk gelen Ölü Deniz  Parşömenleridir.

Ölü Deniz Tomarları, bir kısmı İbranice, bir kısmı da artık ölü bir dil olan Aramice ile kâğıt, deri veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş kırk bin adet elyazması parçasından oluşmaktadır. Bu parçaların bir araya getirilmesiyle tam beş yüz kitap yeniden oluşturulmuştur. Hıristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.

Aklımıza ikinci gelen ise, üç kutsal kitapta da geçen LUT kavmi. Sapkınlıklarıyla tanınan bu kavim, Hazreti LUT tarafından yapılan uyarıları  dinlememeleri  nedeniyle Allah tarafından helak edilmiştir.

MOUNT NEBO

Ölü Deniz’den sonra Mount Nebo ’ya doğru kıvrıla kıvrıla giden yolda giderken başka bir dünyaya gidiyorsunuz, mesafeler ilerledikçe çölün koyu sarı tondaki renkleri yerini kızıla bırakıyor. Bir gece habersiz bir şekilde buraya bırakılsanız, sabah uyandığınızda kendinizi Mars gezegeninde zannedebilirsiniz. İlginçtir, yol ilerledikçe arazinin şekli ve rengi de değişmeye devam ediyor. Kızıl renk yerini mor renkli kayalara bırakıyor. Dağın zirvesine ulaştığınızda hedefinize ulaşıyorsunuz.

Mount Nebo, Hz.Musa’nın kavmine vadedilen toprakları gösterdiği yer.

Hz. Musa’nın, Kutsal Filistin ve Kudüs topraklarını seyredip öldüğü yerin Nebo Dağı olduğuna inanıldığı için dağın tepesinde onun anısına bir anıt bulunmaktadır.

Buradan Ürdün Vadisi ve Ölü Deniz de görülüyor. Ortodoks Hıristiyanların inşa ettiği bazilikada yunan kitabeleri ve mozaiklerin sergilendiği bir bölüm görülmeye değerdir.

PETRA

Dünyanın yeni 7 harikasından biri Petra.  Ürdün’ün güneyinde, Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki topraklar üzerindeki dağların kayalarına oyulmuş olan PETRA şehri geçmişten günümüze kalan en  etkileyici ve görkemli tarihi dünya miraslarından biridir.

Yerleşim MÖ 2000’de başlamış; Edomitler, Nabateanslar, Selecuidler, Romalılar ve sonunda Araplar’ın hakimiyetine girmiştir.

Buradaki başlıca eserlere at, eşek, deve ve fayton’lar sayesinde ulaşılabilmektedir. 1 km uzunluğundaki dar geçidin içinden geçilmektedir. Yerden yüksekliği 200 metreye ulaşan bu doğa harikasında ilerlemek oldukça heyecan vericidir.

Petra’da Antik tiyatro, Kolonlu Cadde, Kraliyet mezarları, Tapınak, Bizans  Kilisesi, Manastır ve Hazine Binası bulunmaktadır.  “Indiana Jones and the Last Crusade”  filminin bir kısmı buradaki  (Filmde Kutsal Kase’nin bulunduğu yer) Hazine Binası çekilmiştir.

Diğer taraftan, Petra’nın, Kuran’da yokedildiği bildirilen Kavimlerden Semud’un yurdu olduğu yönünde inanışlar da bulunmaktadır.

Buradaki sarı renkli kayalar, güneş tepeye ulaştığında turuncuya, akşam ise gül kurusu ile pembe arası bir renge bürünmektedir. Bu nedenle, bu şehre “Pembe Şehir” denmektedir.

WADİ RUM

Wadi Rum “Arabistanlı Lawrence” filminin çekildiği kırmızı kum çölleri ile kaplı birbirine paralel vadilerin yer aldığı doğa harikası bu mekandır. Burası safari bölgesidir.

AKABE

Akabe limanı, 1. Dünya savaşında  Osmanlının  Kızıldeniz de kaybettiği en son liman şehridir.   İngiliz Yüzbaşı Lawrence önderliğindeki Emir Faysal’ın bedevilerinin  06.07.1917 tarihinde şehre girmesiyle bu şehir kaybedilmiş oldu, bu şehrin kaybedilmesi Osmanlı İmparatorluğunun Arap Yarımadasındaki varlığının sona ermesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Sağdaki resimde Yüzbaşı Lawrence yer almaktadır.


Soldaki resimde yer alanlar; 1. Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu haritasının şekillenmesinde en önemli rol oynayan Gertrude Bell (Sağda), Abdulaziz Bin Suud (solda)


DIŞARDA YAĞMUR YAĞIYOR

19. Katta bulunan odamın penceresinden dışarıyı seyrediyorum. Yağmur yağıyor…

Yağmur bereket  demek…

Yağmur yaşam demek….

Yakınlarda bir oyun sergileniyor,

Yüz yıl kadar önce oynanmış bir oyunun tekrarı.

Yazarı aynı………….,

Yönetmeni, başrol oyuncuları ve figüranlar da aynı…

Oyun sahnesi eski Osmanlı toprakları içerisinde yer alan ülkeler….

Tıpkı domino taşları gibi.

Bölgenin toplumları  kaderlerini kendileri çizmek yerine, özgürlüklerini uzak diyarlardan gelen  kahramanların  getirmesini  istiyorlar… yazık….,

O kahramanlar daha önce de özgürlük vermişlerdi birilerine…

tıpkı Irak gibi…

tıpkı Afganistan gibi…

Gece yarısını geçtik, saat 02:30, Perşembe’yi çoktan devirip Cuma sabahına doğru yol alıyoruz.

Dışarda yağmur yağıyor..

Reklamlar

ÜRDÜN – TARİHİN DERİNLERİNE AÇILAN KAPI” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s