Kenya ‘NIN ASLANLARI


25.01.2011 – 04.02.2011 tarihlerinde, iş arkadaşımla birlikte görevli olarak Nairobi – Kenya’da bulundum.

“THE SAROVA STANLEY”, Otelinin  812 numaralı odasında kaldım.

Otel 5 yıldızlı tarihi bir otel olup, Kenya içerisinde zincir oluşturmaktadır.

Artı yönü, şehrin merkezinde, temiz, ferah, güler yüzlü ve ilgili yaklaşan çalışanlarıyla ve sıcak bir otel olmasıdır.

Negatif yönü ise, günün geç saatlerinde ve çok erken saatlerinde, birilerinin “House Keeping” diyerek kapınızı ısrarla çalması, açmadığınızda da kendisinin açmayı denemesidir. bu durum gerçekten rahatsız edici geldi.

İtiraf etmeliyim ki, Nairobi beni çok şaşırttı. buraya gelmeden önce, oldukça geri kalmış ve güvenlik sorunu olan bir şehir bekliyordum.

En başta, son derece temiz bir şehir,

Kötü kokmuyor.

Kent merkezinde modern binalardan oluşan bir yapılaşma var.

Kenya, bütün yıl tek mevsim yaşayan bir ülkedir.

Başkent Nairobi’nin hava sıcaklığı tüm yıl 25 – 30 derece arasında seyretmektedir.

Deniz kıyısında bulunan Mombassa ise daha sıcak bir havaya sahiptir.

Bu gün Kenya’da halen İngiliz yaşam tarzının etkisi vardır. Örneğin arabaların direksiyonları sağdadır. Zaten İngiliz uluslar topluluğunun da bir üyesidir.

Kenya kabileler ülkesidir. Kenya’nın önde gelen kabileleri arasında  Kikuyu, Luhya, Luo, Kalenjin, Masai, Kamba, Kisii ve Meru kabileleri yer alıyor.Nüfusun %20’sini oluşturan Kikuyu’lar ülke yönetimini de ellerinde tutuyorlar. Bununla birlikte huzurlu bir ülke olmayı başarabilmiş.

Masailer, ince uzun yapılı ve geleneklerini halen olduğu gibi yaşayan bir kabile, bu gün kenya da masai insanlarının sembolleşen bu görüntülerini,  ağaç heykeller, fotoğrafla, el yapımı resimler ve turistik/ticari olarak yapılmış olan bir çok şey de görebilirsiniz.

Masai’leri aslanlardan bağımsız anlatmak eksik kalır bence.

Masai kabilesinde daha önceleri, bir çocuğun erkek olduğunu kanıtlaması için tek başına bir arslan avladığını kanıtlaması gerekiyormuş, zaman içinde aslan nüfusunun azalıp koruma altına alınması nedeniyle bu geleneğin ortadan kalktığını duydum.

Afrika’nın güvenli açısında en rahat edilebilecek ve gelişmiş ülkelerinden biridir Kenya.

Bir hafta sonu, Nairobi’nin hemen yanındaki National Park’a gidip safari yaptık, şansımıza biraz önce avlanmış olan iki erkek aslanı beslenirken görme şansımız oldu. Bununla birlikte, kaçak avcılar katlettiğinden filleri bu parkta göremedik. bol bol fil, aslan vb. görmek için Masai Mara’ya ya da Tsavo’ya gitmek gerekiyormuş.

Aynı hafta sonu, Timsah çiftliğine gittik, hatta bebek timsahın birini elime aldım. o kadar güçlü olabileceğini tahmin etmemiştim. Çiftlikte çalışanlardan biri, timsah etinin ve timsah yumurtasının çok lezzetli olduğunu söyledi. Ama bana göre değil.

Daha sonra zürafa çiftliğine gidip elimle zürafa besledim. çok meraklı ve sıcak hayvanlar. Çok da iriler.

Yemeklerimizi otelimizin hemen yakınında bulunan ve bir Türk ile İtalyan’ın işlettiği BOBOS adlı restaurantta yiyorduk. Türk kebap ve pide türlerini yapıyor. pidesini Türkiye de bile bulmak zor. İskenderi de tam bir Bursa İskenderi gibi güzeldi hani.

Bir defasında “Fogo Gaucho” Steak House and Lounge Bar adlı et yemeklerinin pişirildiği bir restaurant’a gittik. Etleri (Erzurumun Cağ kebabı gibi) bir şişte pişirdikten sonra masanıza getirip, döner keser gibi kesip veriyorlar. bu arada, masanızda bulunan kağıttan pulun yeşil yüzü üstteyse, etler gelmeye devam ediyor. kırmızı yüzü ise artık et istemediğinizi ifade ediyor.  Etler gerçekten çok lezzetliydi. Bu lezzeti tatmak kolay kolay nasip olmaz. Aynı restauranttaki muz kızarkası ve Ananas dönerinin tadı da çok güzeldi. Umarım bir gün size de nasip olur.

Kenya’ dan konuşurken, bahsetmeden geçemeyeceğim önemli özelliklerine de değinmekte yarar gördüm. Bu konular aşağıda başlıklar altında yer alıyor.

NASIL ULAŞILIR

Türkiye’den Kenya’ya ulaşmak da artık kolaylaştı. Türk Hava Yollarının İstanbul’dan direk seferleri var. Üstelik uçaklar konforlu, hizmet kaliteli.

TURİZM POTANSİYELİ

Birbirinden önemli Safari Bölgeleri, Denizi, Kuş Cennetleri, Ekvator Çizgisi, Afrika’nın en yüksek yeri Klimanjero Dağı, Kenya Dağı, Nil Nehrinin doğduğu Viktoria Gölü ve internetten detaylı bilgilere ulaşabileceğiniz daha bir çok görülecek yerleriyle Turizm potansiyeli oldukça yüksek bir yer Kenya,

İŞ POTANSİYELİ

Bu gün Kenya’da farklı firmaların önemli yönetim kademelerinde görev yapan Türklerin yanı sıra, az da olsa işletmecilik yapan girişimcileri de bulunmaktadır.

Diğer taraftan, iş adamları için de potansiyeli olan bir ülke gibi geldi bana, örnek olarak; Türk müteahhitlerine, mobilyacılarına, restaurant ve kafe işletmecilerine ihtiyaç var gibi. Her neyse, ilgilenenlerin araştırmasında fayda var.

KISA TARİH BİLGİSİ

Kenya, Afrika’nın en eski yerleşim bölgelerinden biridir.

Kenya’ya ilk defa Arap tüccarlar gelerek, Malindi ve Monbasa şehirlerini kurarlar,

Daha sonra ülkeye Avrupalılar gelirler.

İlk gelen Avrupalılar Portekizli gemiciler olur.

Vasco de Gama 1498 yılında Ümit Burnu’nu dolaşarak, Malindi şehrine çıkar ve bölgeye hakim olur.  Portekizliler burada  ticaret merkezi kurarlar,

Araplar 18. yüzyılda Portekizlileri bölgeden çıkarırlar ve Kenya’ya tekrar hakim olurlar, o dönemlerde Arap köle tacirleri bölgede etkin rol oynar.

Uzun bir geçmişten beri köle ticaretiyle uğraşan İngiltere de dahil Avrupa ülkeleri 1880’li yıllarda köleliği yasaklar. İngilizler, köleliğin kalktığı ve bu yolla ticari kazanç sağlayamayacağı konusunda Araplara baskı yaparlar ve kabul ettirirler.

1887 yılında bir İngiliz şirketi Kenyayı Araplardan kiralar ve Kenyanın sahibi Arap Zangibar Sultanlığından Kenya konusunda önemli ayrıcalıklar elde eder.

Zangibar Sultanlığında yaşanan iç karışıklıklar İngilizlerin işine yarar, bu karşıklıktan yararlanan İngilizler 1895’te de bölgeyi tam kontrolü altına alır.

Bundan sonra Kenya tam bir İngiliz sömürgesi olur.

1800 lü yıllarda İngiltere ve Fransa Afrika topraklarından en büyük payı alan iki Sömürgeci ülkedir. Almanya ve diğerleri de bu pastadan pay almaya çalışmaktadır.

Bu dönem aynı zamanda Misyonerlik faaliyetlerinin de hız kazandığı dönemdir.

Starling

“……..   Buraya ilk geldiğimde, tüm Afrika’yı dönüştürmek gibi küçük bir amacım vardı.

Artık anladım ki, bazı şeyleri yerinden oynatmak gerçekten zor.”

The Gost and The Darkness

DEMİR YILAN

Beaumont (Sir Robert Beaumont)

Yönünü masaya doğru keskin bir şekilde dönerek, büyük bir harita açar, doğu Afrikanın  bir ucundan başlayıp Viktoria Gölüne kadar uzanan 600 mil uzunluğundaki bir hattı gösterip,

“Bak Patterson,

Afrika’yı Afrikalılardan koruyacak yüce bir amaca hizmet edecek

ve tabi ki köleliğe son verecek bu demiryolunu biz inşa ediyoruz.

Almanlar ve Fransızlar peşimizden bizi takip ediyorlar,

Biz öndeyiz, başı çekiyoruz. Senin gayretinle de önde olmaya devam edeceğiz.”

Baumant parmağını haritanın üzerinde “TSAVO’nun 130 mil içerisindeki bir noktaya koyarak;

Bu köprüyü Tsavo nehrinin üzerine inşa et.

Ve 4 ay içinde bitmiş olsun.

Bunu yapabilirmisin?.”

The Gost and The Darkness

İngilizler, 1898 yılında Afrika’daki faaliyette bulunduğu bölgeler arasındaki ulaşımı kolaylaştırarak nüfuz alanlarını genişletmek amacıyla, Afrika topraklarındaki demir yolu yapımına hız verir.

Bu kapsamda bir liman şehri olan Mombasa ile Viktoria Gölü kenarında olan Kisumu şehrini  birbirine bağlayacak olan Uganda demir yolunu yaparlar.

TSAVO’NUN ASLANLARI

Yarbay John Henry Patterson  Uganda Demiryolu inşaatında başmühendis olarak görevlendirilir.

Patterson, başından geçen maceraları ile ilgili tuttuğu  günlüklerini kitap haline dönüştürür. Yayımlanan kitabın adı “The Man-Eaters of Tsavo’dur.”

Olayların geçtiği yer Kenya’nın Mombassa’ya yakın bir bölgesinde olan “TSAVO’dur”.

Tsavo Kenya ile Tanzanya arasında kalan, bu gün Doğu Tsavo ve Batı Tsavo olarak adlandırılan iki bölümden oluşan Milli Park konumunda olan bir bölgedir. Bölgeyi aynı adı alan (Tsavo) nehir ortadan ikiye bölmektedir.

Kölecilik yıllarında bu nehir, iç kesimlerden getirilip liman kentlerine götürülen kölelerin geçiş noktasında bulunduğundan, bu nehri geçmeye çalışırken bölgenin zorlu koşullarına dayanamayan sayısız kölenin ölmesine ve hastalanmasına neden olması,

Bu ölülerin ve hasta kölelerin tadına alışan Aslanların kölelerin geçiş zamanında katliamlar yapması, birer insan avcısına dönüşmesi nedenleriyle, bölge yerlileri olan Kikamba’lar tarafından “Tsavo” yani “Katliam Yeri” olarak adlandırılmıştır.

O dönemlerde, insan etiyle ilk olarak böyle tanışan bölge aslanları zamanla tam bir insan avcısına dönüşmüşlerdir.

Olayın geçtiği dönemde, aslanların insan avcısına dönüşmesiyle ilgili bazı varsayımlar bulunmaktadır.

Bununla birlikte, hangi varsayım geçerli olursa olsun, av kıtlığı yaşanan dönemlerde av bulmakta zorlanan aslanların ve/veya sürüden dışlanmış aslanların kendileri için kolay av olan insanları tercih ettikleri bilinmektedir.

Kitapta ve filmde bahsedilen olay, 2 erkek Aslanın demiryolu köprüsü inşaatında çalışan 135 kadar Hintli ve Afrikalı işçiyi katletmesi ile ilgilidir.

BEAUMONT (Sir Robert Beaumont)

“Durumun ne kadar ciddi olduğunu anlatmama müsaade et.

3 ay için buradasın ve bunun 2 ayı geçti bile.

Ve hem Almanlar, hem de Fransızlar peşimizdeler.

Ne sen ne de 30 ölü adam umrumda bile değilsiniz.

Umrumda olan tek şey şövalyeliğim

Ve şövalyeliğimi almak için bu yolun planlandığı gibi bitmesi.

Profesyonel avcılar belki sorununuza çözüm olur.”

Patterson

Onun sesini duyan her erkek ateş etmek ister.

O avcıyı bulduğunuzda Aslanlar zaten ölmüş olacak.

Kurulan bütün tuzaklara ve alınan önlemlere rağmen, demiryolu köprüsünün inşaatı sırasında 30 civarında insanın aslanlar tarafından avlanması nedeniyle, Colonel Patterson bir ekip oluşturarak aslanları avlamaya karar verir.

Patterson

Beni dikkatle dinle, Tsavo’da ciddi bir problem var.

Abdullah

“Nihayet haklısın, biz biliyoruz. Problem sensin.”

Aniden Abdullahın karşısında bir gölge belirir. Abdullahın gözleri sonuna kadar açılır.

Kocaman bir silah Abdullahın üzerine doğrultulmuştur.

Silahın sahibi (adı Redbear).

“Plan değişti,

Ben konuşurken sen beni dinleyeceksin,

Cevap vermen gereken bir soru var.

Tetiği çekeyim mi!..”

Abdullah

“Olanları bilmiyorsun….

Şeytan Tsavo’ya geldi.”

Redbear

“Haklısın,

Şeytan döndü.

Bana bak….. Şeytan benim…”

Aramalara Redbear ile birlikte gelen Aslan avcısı bir grup Masai’de katılır. Ancak, aslanlardan biriyle yapılan ilk karşılaşmadan sonra, Masai’ler gruptan ayrılıp geri dönerler.

Redbear ve Patterson Masai’lerin şefi ile konuşan Samuel’e bakıyorlardı.

Samuel konuşmaları tercüme ederken, Masai Şefinin ses tonu üzgündü.

Samuel (Şefin Konuşmasının tercümesi)

Hayalet ve Karanlık buraya (Tsavo’ya) geldi….

Ve biz hiçbir şey yapamayız….

Biliyorum ki, eğer onları kızdırırsanız Tsavo’da kalacaklar….

Ve hayat katlanılmaz olacak…”

Aramalar sonucu aslanların kaldıkları mağarayı keşfeden ekip içindeki insan kemikleri yüzünden dehşete düşerler.

Redbear

“Hiç kimse böyle bir şeye tanık olmamıştır.

Aslanların böyle bir mağarası olmaz.

Bu Aslanlar zevk aldıkları için öldürüyorlar.”

Haftalar süren mücadeleden sonra ilk aslanı, 3 hafta sonrada diğerini öldürmeyi başarırlar.

Redbear

Ben çocukken  kasabamda teror estiren gaddar biri vardı…

Fakat o sorun değildi…

Ondan daha beter olan bir kardeşi vardı…

Fakat o da sorun değildi…

O veya kardeşi tek başlarına iken baş etmek kolaydı…

Problem, onların ikisinin bir araya gelmesiydi…

Yalnızlarken sadece gaddardılar,

Bir araya geldiklerinde ise ölümcül oluyorlardı,

Birlikteyken öldürüyorlardı….”

Patterson

Onlara ne oldu…

Redbear

“Ben onlardan büyüktüm…

Onlardan birini durdurdum.”

Öldürülen ilk Aslanın boyunun burnunun ucundan kuyruğunun sonuna kadar 9 feet ve 8 inches, yani 3 metre olduğu ölçülmüş.

İkinci Aslanın boyunun da burnunun ucundan kuyruğunun sonuna kadar 9 feet ve 6 inches, yani 3 metre ölçülmüş.

Samuel Voice

“Nasıl olup da 9 ay içerisinde hem kaçıp, hem de 135 adamı öldürerek,

Demir yolu inşaatını durdurduklarını hala merak ediyoruz.

Ve onlar sadece Aslandılar.

Eğer onları görmek isterseniz Amerika’ya gitmek zorundasınız.

Chicago’daki Field Museum’da sergileniyorlar.

Bu gün dahi, aradan yüz yıl kadar geçmiş olmasına karşılık,

Onlarla göz göze gelirseniz, korkuya kapılacaksınız.”

Patterson 1907 yılında The Man-Eaters of Tsavo (Tsavo’nun İnsan Yiyenleri) adlı kitabını yazar ve 25 yıl sonra 1924 yılında aslanların kafataslarını ve postlarını Şikago’da field müzesine satar.

Ghost ve Darkness bu gün hala sergilenmektelerdir Mart 1898 yılında yaşanan bu korkunç olaylar, zamanla popüler kültürün ilgisini çeker. Bu kitapta yer alan maceralar 1996 yılında “The Ghost and The Darkness” filmine konu olmuştur.

The Man Eaters of Tsavo’nun en önemli yanının İngilizlerin kolonicilik ve sömürgecilik yıllarını da anlatan bir kitap olmasıdır. Bu dönem 20. Yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir.

1952’de yapılan bağımsızlık hareketlerinde Jomo Kenyatta liderliğe getirilmiş, ilk yıllarda başarı sağlayamamış İngilizler tarafından tutuklanmıştır.

1961’de de hapisten çıkan Kenyatta, zorlu bir mücadeleden sonra, Kenya’yı bağımsızlığa kavuşturmuştur.

Geçmiş Zaman Yolcusu

Nairobi-Kenya

04.02.2011 Saat: 02:49 A.M.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s