SAILING


I am sailing into the infinity,

Only the boat with white sails and me,

I am leaving behind everything from,

Did not want anything to me;

what troubles

Nor loved ones.

DSC01429

I am sailing into the infinity.

Without wishing to say goodbye,

To the beaches, surrounded by snow-white foam,

And to the lighthouse and the small teahouse,

That, increasingly moving away from me every minute,

And, loved ones live and share the happiness and suffering.

 

I am sailing;

To the place that,

In blown in mackerel,

And the World of Albatrosses and seagulls,

And combined with the endless blues and the sky.

 

I am sailing…

When I looked back to the charming teahouse one last time,

Who knows;

Maybe one day turn again,

And to hug people I have loved,

And to share happiness,

And to bleeding wounds, improve.

Perhaps I’m not going to any more.

 

Without wishing to say goodbye,

I am sailing into the eternity.

 

Geçmiş Zaman Yolcusu / Past-Time Passenger

SHY DAWN


For thousands of years, before sunrise;

While the shepherd guiding star (Venus) in the sky to show the way,

While the inviting stars to make a wish, came from the unkown and flows to distant horizons,

When Milky Way in milky white sheen, spacing the doors of the dream worlds,

IMG_4688

Begans the journey;

Shepherds,

Caravans,

Windlasses,

Agricultural Laborers,

Fishermen into the sea,

Passengers, traying to meet up lovers.

Sunrise lovers comes out of to Windows, gardens, mountains interests,

They are fascinated;

When they are a witness to

Pink, yellow colors of sunrise

And the blood-red to ruddiness of dawn time.

Dive types of dreams,

Maybe they live with lovers in the hearts,

Maybe they talk about the loves of unspoken in the hearts,

Perhaps they yearn for the remaining memories of love, melancholia or unrequited love.

The story is told in Homer’s verses in  Odyssey;

Pink – yellow glow colors of sunrise, and ruddiness of Dawn’s time.

Every new day begins with EOS,

Eos Goddess of the morning, “Rose Fingered Dawn” is also called,

She is Delicate, soft.

There is also a brother, Sun.

Four gold horse drawn his chariot in the fire-breathing white foam,

“Rose Fingered Dawn” paints the sky pink and yellow to report the arrival of his brother.

“Ares” the God of war, one of the gods of the rough and wild, passionately in love with to delicate and gentle Goddess,

He waits for “Rose Fingered Dawn” and

suddenly confronted,

Goddess in the affected Ares too.

Goddess of Love Aphrodite, the love affair with Ares, is very jealous Eos,

Spells and fills her heart with a inexhaustible and unabated desire against the young and mortal men.

Since then, “Rose Fingered Dawn”

When it starts each new day

Looks for young men who are sleeping rooms.

She was very shy, because of can not do without them

This is why it is time to shame the ruddiness of Dawn’s in the morning.

When we get up in the early morning and while watching the sunrise,

We can remember the never-ending love and modesty of Eos,

In the ruddiness of Dawn time.

Perhaps the people who are pure in heart, filled with love in immaculately

May hear love songs in shy of Rose Fingered Dawn

In the colors of sunrise.

Geçmiş Zaman Yolcusu / Past – Time Passenger

İSTANBUL


İstanbul …..  Estambol
İslambol ….  Constantinople.

Photo: Ayasofya/ By Mehtap&Defne (Dadhne) ALTAY/06.10.2011


You look beautiful with every state in Istanbul

With the mosques, churches and, with synagogues…

With the hills, the sea and, with the Bosphorus, Golden Horn and, with the islands, with bridges..

Palaces and pavilions, with seaside kiosks with…

With the Grand Bazaar and Mısır  Bazaar …

You are so Beautiful.

Photo: Karaköy Bridge,Yeni Mosque and Süleymaniye Mosque (behind of Yeni Mosque)/By Mehtap&Defne (Daphne) ALTAY/06.10.2011

Her halinle güzelsin sen İstanbul

Camilerinle, Kiliselerinle, Sinagoglarınla…

Tepelerinle, Denizinle, Boğazınla, Haliç’inle, Adalarınla, Köprülerinle…

Saraylarınla, Köşklerinle, Yalılarınla….

Kapalı Çarşıyla, Mısır Çarşısıyla…

Güzelsin Sen İstanbul.

Photo: A Cruise Ship at  Karaköy Rıhtım/By Mehtap&Defne (Daphne) ALTAY/06.10.2011

With people living in the excitement of angling,

With the hectic ferry passengers to eat breakfast with bagels and tea every morning,

With seagulls that followed, boats and ships moored on the shore,

Tophane with smoked Hookah (Nargile)

In the sip of a cup tea, which taken by people, while watching the magic of golden horn from Pierre Loti hill,

With the fish and bread,

You are so Beautiful.

Photo: Galata Tower/By Mehtap&Defne (Daphne) ALTAY/06.10.2011

Oltasını kapıp balık tutma hayecanı yaşayan insanlarınla,

Her sabah vapurda simit ve çay ile kahvaltı keyfi yaşayan telaşlı yolcularınla,

Kıyıya yanaşan tekneleri ve gemileri takip eden martılarınla,

Tophane’de tüttürülen Nargilenle,

Pierre Loti’de halicin büyüsünde yudumlanan bir bardak çayınla,

Balık ekmeğinle,

Güzelsin Sen İstanbul.

Photo: Gecmis Zaman Yolcusu at Tophane/By Geçmiş Zaman Yolcusu/1992

Every evening, with the tavern conversations with flavor in Kumkapı, Çiçek Pasajı of Beyoglu, Nevizade and Asmalı Mescid,

With enthusiasm and excitement  of  people in Salacak, while  watching Kız Kulesi,Saray Burnu,Galata Tower and the bridges of  Bosphorus,

With the Sultan Ahmet Square, filled with joy every Ramadan, reminding people the memory of past holidays,

With  tourists, said  with a pleasant ; “Istanbul is very beautiful, very beautiful raki shish kebab, I have come again”,

With the people who praye and wish for all the expectations in; Telli Baba, the Tomb of the prophet Joshua and Eyup Sultan,

You are so Beautiful.

Photo: Yuşa Peygamber Türbesi (Tomb of Prophet Joshua)/By Gecmiş Zaman Yolcusu/02.09.2011

Akşamları; Kumkapı’da, Beyoğlu’nun çiçek pasajında, Nevizadesin’de, Asmalı Mescidinde meyhane tadında sohbetlerinle,

Salacakta; Kızkulesine, Saray Burnuna, Galata Kulesine, boğaz köprülerine bakıpta yaşanan hayranlıklarınla,

Her Ramazanda şenlenen, insanı geçmiş bayramların anısına götüren Sultan Ahmet meydanınla,

“İstanbul çok güzel, raki şiş kebap çok güzel, ben var gene gelmek”  diyen keyifli turistlerinle,

Telli Baba’da, Yuşa Peygamber Türbesinde, Eyüp Sultanda dua edip, türlü beklentileri için dilekte bulunan insanlarınla,

Güzelsin …

Photo: Topkapi Palace and Ayasofya/By Mehtap&Defne (Daphne) ALTAY/06.10.2011

Even if ;

Written differently on behalf of the countless strings,

Songs, folk songs said to,

It is not fit to tell you in the words and  the pictures.

Istanbul, you look beautiful with each state.

Photo:Galata Tower/By Mehtap & Defne (Daphne) ALTAY/06.10.2011

Adına sayısız dizeler yazılsa da,

Şarkılar, türküler söylense de ….

Kelimelere, resimlere sığmaz seni anlatmak…

Her halinle güzelsin sen İstanbul.

Photo: Sunset in Istanbul/By Geçmiş Zaman Yolcusu/ 03.07.2011

Photo: Watching Golden horn from Pierre Loti/By Geçmiş Zaman Yolcusu/01.09.2011


Photo: Daphne at Karaköy Rihtim/06.10.2011

Geçmiş Zaman Yolcusu – ISTANBUL – TURKEY/09.10.2011

ERZİN VE HAVALİSİNDE KULLANILAN KELİMELER VE AKSANLAR


A

ABARİ :  Şaşırmak, heyecanlanmak, hayret,

ABO, AABBOV :  Şaşırmak, heyecanlanmak, hayret

ACAR  : Yeni

AĞICAK :  Zakkum

AĞIL, AAL : Ağıl. Tarla veya bahçeler arasında çalılardan örülmüş duvar.

AĞIZ, AAZ : İneğin yavruladıktan sonraki ilk sütü.

AĞZI YUMULASICA : Ölesice 

AHRAP : Akrep

ALABAŞ : Bir tür küçük, çizgili motifli kavun türü.

ALAF ÇALMAK, ALEV ÇALMAK : Sıcak ve nemli havanın etkisiyle oluşan etki.

ALAĞBAK : Bir kuş türü 

AL BASMAK : Hararet basmak

ALEMENCİK : Bir kuş türü.   

ALKIŞ VERMEK : Dua etme. 

AMANAT :  Emanet

ANARYA :  Geri geri gitmek

ARAP TELİ : Arap Bülbülü olarak da adlandırılan bir tür kuş, güzel öter.

ARISİLİ :Tertemiz

ARIYA GİTMEK, ARAYA GİTMEK : Eşyaların kullanılmaz hale gelmesi veya getirilmesi, işe yaramaz hale gelmesi, boşa gitmesi.

ASBAP :  Giyisi, giyecek

AŞILAK : Aşılanmış (daha çok dut ağacı için kullanılır.)

AŞMA : Ağıllardan geçen yol, yolak. 

AŞŞA : Aşağı

AVARA : Avare, boş gezen

AVARLIK :  Biber, patlıcan vs. ekilen yer.

AVEL, AVAL : Boş gezen, salak

AYAMPUR : Aşırı nemli hava, İncir sıcağı (inciri olgunlaştıran hava olarak bilinir.)

AYIN ESGİSİ : Eski ay, bu zamanda kesilen ağaç daha uzun süre dayanır.

AYRIK : Bir tür ot, toprağa sarmaşık gibi yayılır ve her yayıldığı yere kök salar.

AZZIK : Azık

B

BAAÇA : Bahçe

BAĞIR : Göğüs, Sine 

 BAĞIRTLAK : Solucan büyüklüğünde bir kör yılan türü. 

BAHALE, BAHELE : Bak hele

BAHTA BAKAN : Bukalemun 

BALDIRCAN : Patlıcan

BALIKAĞZI : Aslan Ağzı da denilen bir çiçek türü 

BALLİALİ : Eski Esnaf

BAMBIL : Kurtçuk, küçük kurt (Hasat edilip depolanmış olan Buğdayların içinde olur genellikle)

BAMİYE: Bamya

BANADURA : Domates

BAŞI ESİK :Başı eksik anlamında kullanılır. Tam dolu olmayan

BANDIFLA : Deri Terlik

BATMAN :  Ağır Değirmen Taşı

BAYAKTAN :  Az önce

BAYRAMCALIK : Bayramda giyilmek için alınan giyecekler.

BAZLAMA :Küçük yufka ekmek, gözleme.

BELBEN : İncir pestili

BERDİ :  Dere kenarındaki sazlara denir, eskiden sazlar biçilip elden geçirildikten sonra hasır yaparlardı. tezgahtaki işe berdi dokumak derlerdi (Bizim Muhacirler)

BERKİTMEK : Sıkıştırmak

BIÇKI, BIÇGI :Testere.

BILDIR :  Geçen yıl

BİBİ :Hala

BİDER  : Tohum

BİDON : Plastik kavanoz 

BİCİ: Adana’ya özgü, nişasta, gül suyu ve buzla yapılan bir tatlı

BİRBİŞEY : Bir şey

BİR BONAK YAĞMUR/YAMIR
Yağmurun birden başlayıp durması.

BİRİNE ŞİŞMEK : Birinin hoşuna gitmesini istediği davranışlarda bulunmak.
 
BİŞME :Güveç 

BİT BİTİ, BİT KUŞU : Bir tür kuş

BİTTİ : Biraz

BİYAKTAN : Az önce.

BODİÇ,BOCİT  : Metal kap su içilen, Sürahi

BODRA ŞEKERİ :Pudra şekeri

BOON, BÖÖN  :  Bu gün

BOOY BOY :Eyvah eyvah

BOR :Ekin tarlaları arasında ekilip sürülmemiş otu bol olan yer.

BOROZAN :Çift ekmekli dürüm

BORÜM  : Böbreğim

BORÜME (BÖĞRÜME) YEL GELDİ : Böğrümü üşüttüm 

BOŞANDIRMA :Bir delikten geçirmek, başı boş – serbest bırakmak

BOYUNDURUK :Öküzlerle tarla sürerken öküzlerin boynuna takılan boyunluk 

BOZAĞAN ÇALISI : Bir tür Maki 

BÖY, BÖĞ, BÖÖ, BÖĞÜ  : Bir tür Örümcek (zehirli)

BÖVELEK : Bir tür sinek, soktuğunda iğnesi çok acıtır ve acı bir süre devam eder. Hayvanları soktuğunda, hayvanlar kontrolsüz bir biçimde sağa sola koşar. bu durumlarda bövelek (böğlek) tuttu denir.

BUNCAAZ : Bu kadar, Bu kadarcık.

BUNCALIŞ :Bu sefer

BUNSUKMAK : Dumandan, isten bunalmak.

BUYDA  : Buğday

BÜK : İçine girilemeyen çalılık 

BÜRÜMEK : Sarmak, kaplamak, “Bahçenin Her Tarafını Yabani Otlar Bürüdü”

 

C – Ç

CAALAK : Mutfak, banyo gibi yerlerin atık su gideri. 

CAGGAVI:Geveze, dedikoducu, hoppa

CALDIRTI, ÇATIRTI : Ses, herhangi bir şeyin etrafını etkileyerek ses yapması.

CAMIZ : Manda.

CANGAMA : Çekişmek. Tartışmak, gürültü etmek, etrafı rahatsız etmek anlamında

CANGAMA : Laf kalabalığı 

CARCUR : Şarjör

CARDIN :  Büyük fare, sıçan

CARSA : Bir kumaş türü

CASCAVLAK : Üzerinde hiçbir şey olmayan, kel.          

CAYIRTI : Kulak yırtarcasına çıkan gürültülü ses, fren yapan arabanın lastiklerinin zemine sürtünmesiyle ortaya çıkan ses 

 CELFİN : Piliç

CEMKİRMEK, ÇEMKİRMEK : Gereksizce bağırmak.

CERE: Topraktan yapılma su testisi, kulplu su testisi

CEYRAN : Elektrik

CILK : Bozulmuş, çürümüş

CILLICI : Kavgacı, oyun bozan

CILLAMAK: Yan çizmek, oyun bozanlık yapmak.

CINDIRIK : Etin sinirli, yağlı ve derili kısmı 

CINGAR ÇIKARMAK :Kavga çıkarmak, anlaşmazlık çıkarmak, cıllımak

CILBAK :  Çıplak

CINCIK, CİNCİK :  Cam, cam tabak, bardak, incik, boncuk

CINGIRMENİK, CINDIRMENİK : Bir tür Saka Kuşu  

CIRCIR : Fermuar, İshal 

CIRLAVUK, CIRNAVUK, CİRLAVUK, CİRLAVİK : Ağustos böceği

CIRTATAN : Küçük kavuna benzer meyvesi olan bir otsu bitki, meyvelerine dokunduğunuzda ani bir refleksle sıvı sıçratır ve meyve kendini bırakır. Sinüzite iyi geldiği söylenir. 

CIRTIK :Tırnak, diken çiziği

CISCIBIL:Fazlasıyla çıplak

CIVA :  Domuz yavrusu

CIVCIK  :  Serçe

CIVIR : Diri, genç

CIZZIK : Çizik

CİBELİK  : Tamamen, büsbütün 

CİBİLLİYET : Geçmiş

CİBİNDİRİK  : Cibinnik        

CİLİS   : Tamamen, İyice

CİLKES :Tamamen

CİN KUŞU : Kağıttan yapılan basit bir uçurtmadır. bazı yerlerde şeytan uçurtması da denir.

CİYERİYİN SAPINDAN VURULASIN : Ciğerinden hastalanasın, ölümcül hastalığa yakalanasın

CUVARA  :  Sigara

CÜCÜK : Civciv

CÜLLÜK, CÜLÜK :  Bozan çalısının kökünde çıkan tatlı yiyecek, Hartlap ağacının meyvesi

ÇAAL : Genellikle tarlaların kullanılmayan yerindeki toplanan taş yığını.

ÇAMANEtin uzun kesilerek közde pişirilmesi.

ÇANDIR : Gelişmemiş. Karışık durum

ÇAPA : Tarlada ürünlerin arasını süren tarım aleti. Büyük kazma.

ÇAPIT : Kumaş parçası 

ÇARKIFELEK : Bir çiçek türü 

ÇARKIT : Eski, bozuk

ÇARPANA (GÖN) : Kuş avlamak için kullanılan lastiklerde (sapan) içine taş konulan deri bölüm. 

ÇATALAVRAT : Bir böcek türü

ÇATMATMA   : Bir tür oyun  

CAVŞAK :  Çakıllı kum, taşlı tarla

ÇAYGARA :  Dere, Nehir veya göletlerin kenarlarında suyun içilebilecek şekilde arındırılması için çakıllı veya kumlu zeminde açılan küçük çukur,havuzcuk.

ÇEBİŞ , ÇEBİÇ :  Keçi, oğlağın büyüğü

ÇEKGEN :  Çekirge

ÇEKİŞMEK : Ağız kavgası

ÇELLİK : Çelik Çomak Oyunu     

ÇEN : Parça, yarım, diğer yarısı

ÇENET : Bacak

ÇENEDİNİ AYIRMAK : Bacaklarından ayırmak.

ÇEPEL : Bulaşık

ÇEPİÇ : Keçinin dişi olan yavrusu

CEPONE KOL: Kolsuz elbise

ÇETEN : Traktörde römorkun üzerine tahtalarla ilave yapılmış şekli.

ÇETİL :  Portakal fidanı

ÇEVRENGEÇ : Suyun döndüğü yer. Kıvrımlı akıntı.

ÇIKLA :Tamamen

ÇINGIL: Küçük dal.

ÇINKI: Parça

ÇINTIRIK : Parmağının ucuyla vurmak              

ÇIRPINTI : Maki türü

ÇITIMIK : Menengiç ağacı

ÇİLİ: Pamuğun çiğ yağdıktan sonra kabuğuyla beraber toplanması.

ÇİLPİK: Küçük parça

ÇİMMEK : Banyo yapmak, yıkanmak

ÇİNÇİK : Bir Kuş türü  

ÇİNKE : Küçük parça (saydam taş için de kullanılır)

ÇİR : Kayısı kurusu

ÇİSEMEK : Çiğ gibi, çiğe yakın.

ÇOMAÇ : Sıcak Bulgur Bazlamasını İçine Aydınlı Çökeleği Konularak Yapılan Sıkmaç 

ÇOMÇA, ÇÖMÇE : Kepçe

ÇOTUL : Ağacın kollarının ilk ayrıldığı yer

ÇÖLPEŞİK : Beceriksiz

ÇUL :  Keçi kılından yapılmış kaba dokuma

D

DAĞDAĞANDardağan adı da verilen bir ağaç, küçük siyah ve kekremsi tatlı meyveleri vardır.

DAĞNEMEK  :   Bakmak

DALAMAK : (Köpek, diken) ısırmak, azarlamak

DALAP : Müptela tutkun

DAMDIRA : Telli saz

DARI :  Mısır

DARBIZ : Toprağın nemi.

DAŞ : Taş

DAŞŞAK KAPAN : Bukelamun’a benzeyen, bir tür kertenkele.

DAVIŞ : Ses, herhangi bir şeyin hareket ettiğini belirten ses.

DAVRANMA : Çocuklar tarafından oynanan bir tür savaş oyunu

DAYRAMAK : Aşırı gerilmek.

DELAANLI  :  Delikanlı 

DELİ KÜNCÜ : Yabani Susam 

DELİ ŞİFAN : Yulafgillerden bir bitki 

DELİ TÜTÜN : Bir tütün çeşidi 

DEMLİK : Sürekli

DENİŞMEK : Değişmek

DEPEGOLU : Traktörle pulluk, çapa, gaster gibi tarım aletlerinin yukardan da bağlantısını sağlayan alet.
 
DEPİK  : Tekme

DEPGİ : Genellikle tarhanayı pişirirken karıştırmak için kullanılan araç.

DEPLEK : Darbuka

DEŞİRMEK : Toplamak

DEVLİKİSÜÜN : Ertesi gün. 

DEZZE : Teyze

DIKMAK, DIKILMAK  : Girdirmek, Girmek

DIKIZ : Az nemli.

DINGIRCINI AVLAMAK : Bir olayın ayrıntısını öğrenmeye çalışmak

DINGIT : Saçın traş makinasıyla sıfır numaraya kesilmesi 

DIRRA: Bir tür kuş 

DIŞLIK : Keyif.

DİNELMEK   :   Ayakta durmak

DİREMİNCE : Herhangi bir şeyin tam oturması.

DİRGEN : Ekin sapını patosa vermede veya bir yere taşımada kullanılan alet. 

DİZLİK :  Kadınlar İçin Dize Kadar İnen İç Don

DOKURCUN : Dokuz taş.

DOMBALAK : Takla 

DÖĞME :  Dövülüp kabuğu çıkarılmış buğday

DÖŞ : Göğüs, sine 

DÖŞŞEME : Döşeme

DÖYÜSÜN EMZİRDİĞİ, SÜDÜĞÜ : Deyyusun beslediği 

DULDA :  Kuytu, siper, rüzgar gelmeyen yer 

DUT GAPÇIĞI : Dut ağacının kabuğu 

DUT GAPÇIĞINDAN ÖRME : Dut ağacının kabuğu ince usun şeritler halinde ayrıldıktan sonra ip haline gelecek şekilde örülür. 

DUTMAÇ : Az pişmiş bazlama (gözlemenin) eriştenin ekşili mercimek veya pirinçle pişirildiği bir tür yemek türü.İçine nohut, dövme ve hamur önce yuvarlak kesilir, yağda kızartılır, hamur tel tel yapılır içine nane ve ekşi konur pişirilir. 

DÜMBÜK  :   Kadın satıcısı 

DÜVEN  :  Dükkan

 E

EBBET  :  Tembel, Zavallı

EERELTİ :Meşe

EKER BİÇER : Biçer döver

ELİ EĞRİ : Hırsız

ELEFETSİZ: Manasız

ELETMEK : İletmek, Ulaştırmak

ELHOCA :  Uzun Gagalı, kahve rengi karışımlı alalı renkli bir kuş

ELİ BELİNDE : Genellikle çardak ve hayma yaparken kullanılan, direkle tavanı oluşturan ağacı bir birine bağlayan ağaç.

ELLAHAM, ELLEEM  : Herhalde, Zannederim

EL LEHENÇESİ : El ve ayak yikamak için kullanilan araç. Seyyar lavabo

ELLENGEÇ, HELLENGEÇ, İLLENGEÇ: Yengeç

ELLEVİŞ :  Bir kuş türü

ELLİĞİN KÖRÜ : Elinin Körü 

ELLİK : Ekin biçerken parmaklara takılan elçek.

ELÖPEN : Bir kertenkele türü

EMLİK : Keçinin yeni dogmus yavrusu.

EMMİ: Amca

ENİK : Köpek yavrusu.

ERİNMEK : Üşenmek.

ERİNİK YAĞ : Bekleme süresini uzatmak için tereyagin eritilmis ve tuzlanmis hali.

ESE  : İsa

ESKA  : Yanık odun

ESSAH, ESSE : Sahiden, Doğru

ESVAP : Çamaşır

EŞEK TURPU : Yabani bir turp türü, turp gibi kökü olmaz, taze sürgünleri kabukları soyularak çiğ yenilebilir. bazı yerlerde taze sürgünler yemeğe veya salataya da  katılır. 

EŞGERE  :  Açıktan, Gizlemeden, boş konuşmak, desteksiz konuşmak

EŞGİ : Ekşi

EŞİKLİK : Evin giriş kısmı

EVLEK : Dönümün dörtte biri,   kadar arazi

EVLENSEK : Evlenmeye aday, evlenmek isteyen kişi.

EVMEK : Acele etmek.

EVRAAÇ ,EVİRGEÇ,ÖVRAÇ : Tahtadan yapılmış, sac üzerindeki ince ekmeği ve bazlamayı çevirmek için kullanılan yassı ve uzun alet 

F

FAK : Tuzak

FALLİK : Hafif meşrep, oynak kadın

FASİLİYE  : Fasulye

FEDİK, HEDİK : Kaynamış mısır, buğday tanesi.

FELFELLEMEK : Sendelemek.

FERİK : Keklik cücüğü

FINCITMA, FILCIRTMAK : Rasgele atmak, Fırlatmak

FISMAK  : Çömelmek

FİLTİK FİLTİK : Paramparça

FİREZ  :  Ekin, Anız

FİRFİRİ : Küçük Yağmurlama

FİRİK : Olmaya yakın(yeşil)  buğday, Hatay ve Antep’in bazı yerlerinde pilavı yapılır. Suriye ve Ürdün’de hem çorbası ve hem de pilavı yapılır. oldukça lezzetlidir.

FİRİŞTEK, FIRIŞTAK, KİRİŞTEK : Topaç

FİSGİRİK, FIŞKIRIK : İlaçlamada kullanılan motorsuz, elle çalışan zirai mücadele aracı.

FİSKE : Tokat, Aydınlatma aracı

FOL, FOLLUK :  Kuluçkalık olarak ayrılan tavuk yumurtası

FORTAAL :  Portakal

G

 GAARCAK , GAĞARCAK :  Zakkum

GABALA :  Kabala, Toptan

GABARAMA GUBARAMA KEL FATMA : Hindileri kızdırmak için söylenir. Kabaramayasın anlamında

GABİRLİK : Mezarlık

GACO : Hoyratça hareket eden genç, delikanlı.

GADASINI ALMAK : Tasasını, kaygısını, derdini, belasını, kederini almak, üstlenmek.

GADEF : Kadeh, Kulplu bardak

GAFASI FİRİREK, KAFASI FİRİİREK : Anormal davranışlarda bulunanlar için söylenir

GALIÇ, GALİÇ : Orak

GALLANGAÇ : Akşam karanlık bastığında uçmaya başlarlar.

GALLEP : Güvercin.

GAMGA, GAMGİ : Odunun kesmenin etkisiyle oluşan,etrafa saçılan parçacıklar.

GAMIŞ : Kamış

GANEL: Kanal

GANEVİZ : Kavanoz

GANIRTMAK : Bir şeyi bükerek yamultmak 

GAPÇIK : Kabuk 

GAPÇIKLI : Kabuklu 

GAPIT: Kaban 

GAPSALIK : Eğreti ahşap bahçe kapısı, Avlu kapısı

GARA GUVAN : Kara kovan, uzun, el yapımı arı kovanı

GARA ÇALI, KARA ÇALI : Dikenleri uzun ve çok olan bir maki türü.

GARAĞI : Ağaçlardan meyve toplamaya, sepetlere bağlanır ve şeklinde bir tarafı uzun olur.

GARALTI, KARALTI : Karartı, tam seçilemeyen, ne olduğu anlaşılamayan görüntü.

GARANIŞMAK : Karanlık olmak

GARANMAK : Kızarak suçlayıcı sözler söylemek.

GAREZ ETMEK : İnadına yapmak

GARSAMBAÇ, KARSAMBAÇ : Kar pekmez  veya şeker karışımı yiyecek.

GASIL: Arpanın yeşil, basak çıkarmamış hali.

GATIK, KATIK : Ayran

GATİREMİZ: Büyük cam kavanoz 

 GAVIRGA, KAVURGA : Patlamış mısır.

GAVSARA  :Küfe 

GAZAN KÜLLEMEK : Dışarıda odun ateşiyle hazırlanan ocağa oturtulacak kazanların, tencerelerin dış kısmını odun külü ile sıvamak

GAZEL : Kurumuş yaprak 

GAZEL KEKLİĞİ : Bir tür kuş

GEM : Buğdayı harmanda öğütmek için kullanilan altında sivri taşların çakılı olduğu, öküzlerin çektiği bir araç.

GEMİNİ GEVMEK : Bir olayı yapmak için istekli bir şekilde beklemek

GIÇI GIRIK, GIÇIIRIK : Kıçı kırık, beğenilmeyen, aşağılanan

GIDDILİ   : Küçük

GILLİK, GILLİCİK : Küçük, küçücük

GINDIRIK : Aralık

GINDIRGAÇ : Tahterevalli

GIRAN DIKILA, GIRAN GİRE, GIRAN DÜŞESİCE : Kıran gelsin, kökün kurusun

GIRÇARMAK : Niyetinin kötü olduğunu belli etmek

GIRIFLAMAK :Küçük parçalara ayırmak.

GIRKLIK : Koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanları tras etmek için kullanılan alet

GIRNAPLI: Uçurtma

GIRTGIRTI : Gagası uzun bir kus türü.

GIRTIL : (Yapıştırma ) Urfa’da adına ŞILLIK diyorlar….Gırtıl, Cıvık Hamur, Kızgın Sac Üzerine Aniden Dökülür, Yaklaşık Yarım cm. kalınlığında bir bakıma bazlama elde edilir. Soğuduktan sonra üzerine şeker şerbeti dökülür, ceviziçi de dökülür ve tatlı olarak yenir. Buna ” GIRTIL ” denir. ” YAPIŞTIRMA ” da denir.( Kızgın Sacın Üzerine Aniden Yapıştırıldığı İçin )

GIRZAVE CEKET : Kruvaze ceket

GISGA, GISKA : Küçük soğan tohumu.

GISIR GISIR TORBA : Dokuma olmayan hazır, naylon karışımı (naylondan) olan torba.

GIVRATMALI : Burmalı  (bilezik)

GIYAMAT GİMİ, KIYAMET GİBİ: Herhangi bir şeyin çok olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz.

GIYYİP GIRMIZI : Kıp kırmızı

GIZIL BACAK, KIZIL BACAK : Bir ot türü

GIZINMAK : Isınmak

GİDİŞMEK : Kaşınmak

GİREBOĞLU : Balmumu

GO GOLAMAK : Dedikodu yapmak

GOCUNMAK : Çekinmek, yüksünmek, zoruna gitmek

GODDİK : Ukala

GOMPİLE : Komple, hepsi, tamamı

GONGULU GOUK : Boş, kovuk

GONTAK : Kontak, araba anahtarı

GONUR : Cins, huyu farklı

GOPLİ: Sürülmüş tarladaki kesekleri ezmek ufalamak için kullanılan tarım aleti.

GOYURMAK  :  Bırakmak, salıvermek

GOZA ÇIBIĞI : Pamuğun yapraksız çubuğu.

GOZA ŞİFLEMEK : Pamuk ayıklamak 

GÖBELEK : Bir Mantar Türü

GÖCEK GÜPRE : Buğdayların göceklemesi (çoğalması) için atılan gübre.

GÖĞSÜN SARI, GÖĞSÜN ALİ, GÖKGÜLÜ SARI : Göğsü sarı olan  serçeden küçük bir kuş türü. İncirlere çok konar, kapan kurulduğunda ilk düşen kuşlardan biridir.

GÖKCEK : Güzel, alımlı

GÖN : Deri, meşin

GÖNENMEK : Refaha kavuşmak, faydalanmak

GÖÖNMEK, GÖYÜNMEK : Ateş veya isinin etkisiyle, yanmaya yaklaşmak. (Neredeyse yanmak.)

GÖÖM GÖ : Olgunlaşmamış, ham

GÖTÜN GÖTÜN GİTMEK : Geri geri gitmek.

GÖTÜ KIZIL, GÖTÜ GIZIL : Tembel, söz dinlemez ve inatçı

GÖZÜNDEN ÇINGI ÇIKARTTIRMAK : Gözünden çapak çıkarmak.

GUBARMAK : Şişmek, kabarmak

GUDUK TAVUK : Bir tavuk türü 

GULUNÇ  :  Omuz, Sırt

GURDALAMAK :Karıştırmak, Oynamak, Kurcalamak

GURK : Civciv çıkarma zamanı gelen, çıkarmak isteyen tavuk.

GUSANA : Küçük leğen, süt kabı

GUŞ : Kuş

GUZLAMAK : Doğurmak

GÜBÜLÜK : Köpek Yavrusu

GÜCELE :  Sonunda, nihayet, zorlukla olmak

GÜDÜK : Kısa boylu, Yakasız Gömlek 

GÜLLE : Bilye

GÜMBÜR : Ağaç yayık.

H

HABBAN, HAPBAN  : Kuş avlak için kurulan tuzak, kapan

HAÇAN : Ne çabuk.

HAKINA : Yavrulamamış keçi.

HAKINI AVCUNA KOYMAK : Gereğini yapmak, dersini vermek 

HAKİRTLEK : Hamurun ince uzun bir biçimde yuvarlandıktan sonra küçük küçük (yaklaşık yarım santim) kesilip yağda kızartılmasıyla ortaya çıkan bir yiyecek, çorbalara, özellikle de dutmaç çorbasına katılır.

HALBIR: Kalbur.

HALEP GARASI :Yeşil karpuz türü.

HAMBELİS  : Aşılanmış Yaban mersini 

HAMPIK : Moccu Oyununda Yanlış Yapıldığı Zaman Söylenilen PARDON Anlamında Bir Söz.Bu sözü söylerseniz hatanız kabul edilir ve oyunun hata yaptığınız kısmını yeniden oynama hakkı kazanırsınız.       

HAPAP : Nalın, Takunya

HAPAP İNCİRİ : Pabuç inciri, kaktüs meyvesi

HAPBAN GİMİ : Bir parçanın tamamıyla istenilen yere düşmesi.

HARAR : Ketenden dokunmuş iri çuval (pamuk doldurmak için kullanılır.)

HARTLAP  : Daha çok yamaçlarda olur. Sert bir ağaçtır. Cüllüğü sarı kırmızımtırak çok tatlıdır. Koca yemiş diye de adlandırılır

HASVENTİ : Küçük çalı – yaprak karışımı kırıntı.

HATIN KIZ : Hanım kız

HAYMA : Üstü ağaç dalı ile örtülü gölgelik, çardak

HEBİL, KARGA SARMISAĞI : Yabani sarımsak

HELİK :  Küçük taş parçası.

HELKE, HELGİN :  Kova, saplı metal su kabı

HELLENMEK : Sallanmak

HERKİŞ :  Herkes

HEZLEMEK : Gizlice takip etmek, izlemek

HILLANGAÇ :Salıncak

HIMBIL :Uyuşuk, tembel, kağıtlara yazılan kelimeleri bulmayla ilgili bir oyun.

HINCIRIK: Hayvanların tekmesi, çifte

HIRPO, HIRBO :Enayi

HISGİMİ : Epeyce

HISIRLI: Pamuğun kabuğuyla toplanmış hali.

HIŞVA   : Ivır, zıvır kuru yapraklardan, çalı çırpıdan oluşan yığın 

HIŞI ÇIKMAK : Aşırı yorulmak, darmadağın olmak, ayakta duracak durumu kalmamak 

HITA  :  Acur

HİM :  Tarla ve bahçe sınırlarını oluşturan, böğürtlen ve diğer maki türü bitkilerden meydana gelen yığın

HİNDİ, HİMDİ : Şimdi

HOLLUĞU İNMEK : Hevesi gitmek, isteğinin bitmesi, dediğinin olması

HOLUNGU : Büyük sopa

HOMBULUNA ALMAK : Omuzlarına almak

HOP  :  Sırt       

HOPUNA ALMAK: Sırtına almak

HORANTA : Ev halkı

HORUZLANMAK, HOROZLANMAK : Diklenmek

HOŞARLANMAK: Hoşuna Gitmek

HOŞİK : Yalaka, karaktersiz

HÖLÜMEK : Tohumu su ile karıştırarak, tohumun nemlenmesini sağlamak

HÖRTÜK : İşe yaramaz

HÖSÜÜN : Hüseyin

HU:  Saptan yapılan bir tür korunak

HUYSUKMAK: Tehlikeden haberdar olmak, bir yere gitmek istememek.

HÜMZÜNMEK : Yeltenmek

HÜSÜN :  Susun

I-İ

IHMAK    :  Diz çökmek

IRALANMAK : Sallanmak, bir binanın sallanması

IRZIIRIN ÇOCUĞU, IRZIĞIRIĞIN ÇOCUĞU : Irzı bozuk, soyu belli olmayanın çocuğu

IŞGIN: Filiz, Sürgün

IŞGİYA :Eşkıya

IŞIMADAN : Şafak sökmeden

İBİLİ, TİBİLİ : İbibik kuşu

İBREHEM :  İbrahim

İLAĞEN : Leğen

İLİKSİZ: Yaramaz  

İNCE HASTALIK : Verem

İRBİK  :  İbrik

İREDO : Radyo

İRİŞKİN, İRİŞGİN,IRIŞGIT  : Et sucuğu

İSMARIÇ, ISMARIÇ : Sipariş

İT GILI POSTAL BAĞI : Başı dibi olmayan, gereksiz, kayda değer bir şey olmayan.

K

KAH  : Kenar

KAHI :  Kenarı

KALIN :Gelin olacak kıza erkek tarafına verilen para, armağan, çeyiz

KAMIŞLI KUŞ : İskeleti kamıştan yapılan, altıgen şeklinde ve çember şeklinde ucun bir kuyruğu olan uçurtma.

KAPIYI GIMDIRMAK : Kapıyı aralamak       

KARAKURA :  Kabus, karabasan 

KARILAR MENEKŞESİ : Bir tür çiçek

KEÇİK :Yazmanın kakül görünecek şekilde bağlanması.

KEDİK :  Ayakkabı. Kilte’ si de var tabiiki

KEHNİ : Kazma

KEKRE ÇALMAK : Tadının ekşi veya acıya yakın olması.

KELE : Ayol, Bayanlar tarafından kullanılan samimi ifade.

KELEKESTEN : Kertenkele

KELEP :  İp yumağı

KELP :  Köpek, İt

KEMÇİK  : Yamuk, eğri

KEMÇİTMEK (AĞZINI) : Ağzını eğip, bükmek      

KEMUN : Kimyon

KEPDÜŞEN: Genellikle yazın ayran gibi içeceklerin içine düşen minik, beyaz bir sinek türü.

KEPEZLİ, KEPEZLİ KEL AHMET  : Başının üzerinde ibiği (kepezi) olan bir kuş türü      

KEPMEK : Çökmek (duvar veya benzeri), dik duran bir şeyin yıkılması

KERÇİNE GETMEK :Tersine gitmek, ters – aksi davranış

KERNİP : Su kabağından yapılan ve su taşımaya, içmeye yarayan kap.

KERTİŞ  : Kertenkele

KESAAN, KESAĞAN : Dana burnu (toprağın altında yaşayan, bitki kökleriyle beslenen, kirli sarı-kahverengi arası bir rengi olanbir tür böcek)

KESKENMEK : Vurmak, darp etmek için harekete geçmek

KESME : Meşe türü

KESKERE : Malzeme taşımak için iki ağaç üzerine üç tarafı kapalı araç.

KETE KÖMBE  : Yağda kızartılarak yapılan yemek

KIRTIL  : Mısır unundan veya buğday unundan bazlamanın  parçalanılarak üzerine pekmez yada şeker dökülerek  yapılan birtür tatlı. (Eskiden Başlamış köyünde yapılırdı)

KIRTILINI ÇIKARMAK : İliklerini sökmek

KİLDİRMEK : Rasgele atıp, fırlatmak 

KİRLİ ZEYNEP : Bir çiçek türü

KİRMEN, KİRMAN: Yünden ip yapmak, eğirmek için kullanılan alet

KİRTİK : Küçük sabun, sabun parçası

KİŞMİR: Sarışın (kirli sarışın) 

KOKAR AĞAÇ : Bir tür ağaç 

KOKAR BÖCÜK : Bir böcek türü 

KOKAR OT : Bir tür ot 

KÖMEÇ : Ebe gümeci

KÖKÜNÜ KÖMECİNİ KURUTMAK : Soyunu sopunu bitirmek, kurutmak

KÖR TAPA : Su borularının ucunu kapatmak için kullanılan metal tıkaç, tapa

KÖNÇEK : Külot, don

KÖRE :Demirci atölyesi, demir aletlerinin yapıldığı yer.

KÖREZ : Sigara izmariti

KÖR YAPALAK : Yarasa, kayış kanat da denir.

KÖST : İskemle

KÖSTÜ    :  Köstebek

KÖŞGER : Ayakkabı tamircisi, Saraç

KÖTEK :  Dayak, patak

KÖYNEK, GÖYNEK : Gömlek yerine kullanılan giysi, daha çok eski zamanda kullanılırdı, fanila anlamında da kullanılır.

KRAL AĞACI :  Bir tür Akasya Ağacı, salkım salkım beyaz çiçekleri tatlı bir tada sahiptir.

KUNNAMAK : Doğurmak

KUŞHANA :  Bakır tencere 

KÜLEK : Külek, Kile

KÜLLÜK  :  Sardunya

KÜNCÜ : Susam

KÜNDE, GÜNDE : Her gün, günlük

KÜPELİ :  Kulplu kazan

KÜRRÜK : At yavrusu   

KÜRDÜK :             

KÜRT BÜLBÜLÜ : Kuş türü

KÜSNE: Burçak

L

LABİT : Demir parçası

LAYLON LAYLON :Traktör römorku

LEÇE : Erzin’in güney batısından Ceyhan’a kadar uzanan volkanik dağların adı 

LELESBİT, VELESBİT : Bisiklet

LEMERME, NEMERME : Nemlenme

LEPE: Lapa (genellikle pirinçten, bazen de bulgurdan yapılır), Nohutun ıslatılıp kurutulduktan sonra dövülmesinden elde edilen yemek.

LOS : Düğün yemeği

LÜKÜS, LÖKÜS : Eskiden gazyağı ile çalışan, metalden, ince telden yapılmış tutacağı olan aydınlatma aracı. Muhtemelen; o dönemde kullanılan idare lambaları ve benzerlerinden daha lüks olduğundan lüküs olarak tanımlanıyordu.


M – N

MAA: Uzun ağaç

MAHANA: Bahane

MALAMAT :   Rezil, rüsva

MANCA : Domates salatası

MANGILI BATMAK: Adı geçmez olmak, anılmaz olmak

MANGIR : Para

MANIK:  Kedi yavrusu

MANTIZ, MALTIZ :  Mangal

MASSIK MASSIK YÜRÜMEK : Aheste yürümek, acelesiz ve ağır ağır yürümek

MAŞA : Mandal

MAŞTALA : Sebze fidanı

MAVRA :  Yalan, asılsız söz

MAVRA KESMEK : Sohbet etmek

MAYASIL : Mayasır, basur

MEH : “Al” anlamında kullanılır

MELEFE : Astar, yüz

MERKEP:  Eşek

MIH, MIK : Çivi

MIKIS : Cimri

MİDESİ ÇIKRAMAK : Midesi ekşimek

MİLTAN, MİNTAN :Gömlek

MİTİL: Eskimiş, paçavrası çıkmış, yatak – yorgan eskisi

MODDAK  :  Yeşil, olgunlaşmamış portakal meyvesi    

MOTUR : Traktör, Motosiklet

MOZZAK  :  Kozalak

MUCUK : Genellikle beyaz renkte, çok küçük ve açık alanda büyük kümeler halinde uçan sinek türü.

MUHALLANMAK : Bozulur gibi olmak

MURT : Yaban Mersini türü: İnce yapraklı, bodur olur. Meyvesi genelde siyah ve beyaz içi çekirdekli olur. Aşılandığı zaman biraz büyük olur. buna hambelis denir.

MUŞAMBA :Naylon.  

MÜS : Kayısı, Erik, Şeftali Gibi Ağaçların Gövdesinden Salgılanan Sakız.

MÜSDERE OLMAK : Almayı istemek.

NAAKIT : Ne zaman

NAMAZLAA : Seccade

NAYLON : Plastik, Traktör römorkuna da “Naylon” denilebiliyordu

NECİİMİŞ : Genellikle küçümseyici bir üsluptur. “Neymiş”

NEEDİCİN, NİİDİCİN :  Ne yapacaksın

NEMAAREK :  Neme gerek

NE TEVİR : Ne çeşit

NİŞE : Nişasta

NÜNÜK : Salyangoz

O – Ö

OBALAR NE DER : Başkaları ne söyler

OCAKTAN IRAK, OCAKTAN YIRAK : Ailelerden, evlerden uzak olsun

OKUNTU : Davetiye, evleneceklerin yakınlarına verilen hediyeler (baş örtüsü, çamaşır vs.)

OMAANI PITTIRMAK: Belini ağrıtmak

O MUSİLLİ, O MİSİLLİ : O Güzelim, ne güzel

OMUZLAA : Omzuna alıp getirecek kadar ağır olmayan kesilmiş ağaç.

ONA AĞIŞIYOR  :Ona özeniyor

ONDAN KELLİ, ONDAN KERLİ : Ondan sonra

OYNUM HOŞ : Oynamıyorum, oyundan çıktım, mola

ÖFELEMEK : Yoğurmak

ÖKENMEK : Ağız hareketiyle dalga geçmek

ÖLGÜNEREK LEPE : Az pişmiş Lapa

ÖLLÜĞÜN KÖRÜ, ÖLLÜÜN KÖRÜ :Ölünün körü (Yok daha neler)

ÖLÜK  : Ölmüş

ÖLÜMSEK : Çok zayıf, cılız

ÖRK : Hayvanın uzun bağırsağı

ÖRKLEMEK : Hayvanı bağlamak

ÖRME :Örülmüş ip,

ÖRTME : Evin önündeki düz alan

ÖTEBERİ: İhtiyaç malzemeleri

ÖTEİN,  ÖTAAN : Öteki gün 

ÖTLÜK : Bir tür kuş

ÖTÜRÜK : İshal

ÖTÜRÜK OLMAK :İshal olmak 

ÖTÜRÜKLÜ DANA : İshal olmuş dana

ÖYKÜNMEK  : Alay etmek, taklit etmek

P – R

PAKLAVI : Baklava

PAMBIK : Pamuk

PANÇA : Avuç

PAPIÇ : Terlik

PATLANGAÇ :  Bir tür oyuncak: 10 – 15 Cm boyunda kesilen düzgün ve özlü bir ağaç dalının (en uygunu Pellenpüs dalıdır), tam özünden boylu boyunca delinip dağlandıktan sonra, bir sap yapılıp, sapın bir ucu el ile tutulacak şekilde bırakılır ve diğer bölümü, dala açılan deliğin genişliğine ve boyuna uygun olarak, düz bir biçimde inceltilir ve zımparalanır. deliğe girecek uç kısmı da dövülerek hem genişletilir ve hem de yumuşatılır. içi oyulmuş olan dalın iki ucu da dardağan meyvesi veya ağızda çiğnenip yumuşatılmış bir kağıtla sıkıca tıkanır. bu dal el ile sıkıca tutulur ve daha sonra da hazırlanmış olan sapın  inceltilmiş ucu tıkanmış olan bölümden içeriye güçlü bir şekilde itilmesiyle birlikte, içeride oluşan hava basıncının etkisiyle, diğer uçtaki tıkaç bir patlama sesiyle bir mermi gibi ileriye fırlar.

PATAÇ : Bacak arası

PATACINI AYIRMAK : Bacaklarını açmak, ayırmak

PAYKIRMAK, PEYKİRMEK : Bağırmak, hayvan sesi

PELİT-PALİT : Meşe Palamudu

PEL PEL BAKMAK  : Garip garip bakmak

PELLENPÜS :  Bir bitki türü. Baharda beyaz çiçekleri açar ve çok hoş bir kokusu vardır. Özlü bir gövdeye sahiptir. Maki büyüklüğündedir. (Hatırladığım kadarıyla  Naziflerin avlusunda vardı)

PENDİR : Peynir

PERPİL : Bir tür yabani üzüm (meyveleri siyah olur)

PEŞKİR, PEŞGİR : El – yüz havlusu

PEYİKTİRMEK : Geri gelemeyecek şekilde uzaklaştırmak

PIRNAR, PIRNAL : İnce yapraklı, çok çabuk (çıradan daha hızlı yanar ve çabuk söner) tutuşup yanabilen, bodur bir maki türü. Meşegillerden

PIRTI : Giysi, giyecek

PIRTMAK : Yerinden veya yuvasından çıkmak, çıkıp kurtulmak

PIRTTIRMAK, PITTIRMAK : Bırakmak, salıvermek

PISLANPAPIR : Saklambaç, özellikle akşamları oynanır.

PISMAK : Saklanmak, gizlenmek

PITIK  : Bacak arası, Ardıç meyvesi, yumurta 

PİNEK : Tavukların akşamları yatmak için seçtiği yer.

PİNNİK :  Tavukların yatmaları ve/veya kuluçkaya yatmaları için tahta,çalı,v.s. Kullanılarak yapılan derme çatma yer. Kümes

PİSKİLET: Bisiklet

PONTİL: Pantolon 

PORTMAK : Kabarmak, açılmak, kabarıp açılmak

PORSUMAK : Pörsümek, bozulma nedeniyle şeklin değişmesi

POTUK : Deve Yavrusu

PÖÇÜK :  Kıç 

PÜR : Çamın kurumuş yaprağı

PÜRÇÜK : Tohumun uç kısmı

PÜREN : Fundagillerden süpürge çalısı

PÜSÜK :  Kedi

S – Ş

SACAA : Üç ayaklı üzerinde yemek pişirilen Sacayağı

SAKADIIRAK : Dengesiz kişi

SAKIRGA : Kene

SAKIZLIK : Menengiç ağacı

SALLANGAÇ :  Salıncak

SANTRAVİÇ : Santrifüj, sulama aracı

SARI OMAR :  Bacakları uzun, sarı renkte, hızlı koşabilen ve iri bir örümcek türüdür. Zehirli olduğu söylense de, bu örümceğin sokmasına pek şahit olunmamıştır.

SASI :Tatsız, yavan

SAVAN : İnce dokunmuş bir tür kilim(kilimden daha ince, aynı zamanda bir şeyin üzerine örtmek için de kullanılır

SAVIŞMAK :Sıvışmak, sessizce uzaklaşmak

SEHLİK :Esamesiz, yerli, yersiz konuşan kimse.

SEKLEM: Eksik, tam dolu olmayan.

SELEMET :Uzak yer, öte

SEPETİ SEYREK, SEPEDİ SEYREK  : Aklı kıt

SERÇE OYUNU : Düğünlerde genellikle 5, 6 kişiyle oynanan bir oyun çeşidi

SETİRİTLİ : Dağınık kimse, dağınık yaşayan

SEYİP  :   Başıboş, sahipsiz

SINIHÇI : Sınıkçı

SIPA  :  Eşek yavrusu

SIRT : Giysi, elbise

SIRTARMAK: Sürekli gülmek

SITTAŞER : Hem suçlu, hem güçlü

SIRTIN GILIÇ : Bukalemun

SIVIŞMAK : Kaçmak

SIYKAL : Kaygan, aşırı kaygan

SIYPAK : Kaygan, aşırı kaygan

SIYPMAK : Kaymak

SİLİ : Dolu, ağzına kadar dolu

SİMİR SİMİR YAĞMAK :Yağmurun yavaş yavaş yağması

SİNSİ OYUNU : Düğünlerde ateş üzerinden atlama esasına dayanan bir oyun çeşidi

SİVTİMEK : Ayıklamak  

SOBE, SÖBE : Pıslanpapır oynarken.ebeden önce elleme 

SOĞUKLUK : Semiz Otu

SOĞUKLUK GATMACI: Yoğurtlu semiz otu yemeği

SOKUM :Dürüm

SOMAK : Sumak

SOYKA : Soy, sop, ölünün üzerinden çıkan giysi

SOYKASI BATASICA : Soyu sopu batasıca

SÖMELEK : Küçük bebek, kundaktaki bebek. 

SUSAM : Mezarların Üzrine Dikilen ve Mor Mor Açan Zambakgillerden Bir Çiçek 

SUVAN : Soğan

SÜNDÜRÜM : Yapılarda karşıdan karşıya uzatılan ağaç.

SÜNDÜÇ, SÜNGÜÇ : İşaret parmağı ile baş parmağın uçları arasındaki uzaklık

SÜREK : Yeni sürülmüş tarla, bahçe 

SÜRK: İsilik 

SÜTLEĞEN : Gövdesi ve dalları kırıldığında veya kesildiğinde süte benzer beyaz sıvı salgılayan bir ot türü.

SÜVEN : Küçük ağaç direk

SÜYÜK : Çatının uç noktası

ŞAHBAZ : Becerikli, eli iş görür

ŞAK : Dilim, parça

ŞAPÇAK : Kernip, süs kabağının oyularak, su kabı olarak kullanılması

ŞARBA : Su için kullanılan saplı bir kap

ŞARMITA  : Hoppa kadın

ŞAVŞIRI : Ters, eğri, düzgün olmayan

ŞEK ŞEK GONUŞMAK :Ters ters konuşmak

ŞELEK: Sırtta taşınan yük

ŞİF : Pamuğun kurumuş dış kabuğu

ŞİFAN : Yulaf 

ŞİNİK: 8 kg. ağırlığında tahıl alabilen ağırlık ölçüsü. Kilenin(iki tenekenin) ¼ ü

ŞİRE : Şeker, tat

ŞİRNEMEK :  Şımarmak

ŞİVŞİRMEK : Kışkırtmak

ŞİVŞİRTMEK : Bir odunu veya tahtayı yontup sivriltmek

ŞOR VERMEK  : Laflamak, sohbet etmek

ŞOORA :  Şurası

T

TAHLEMEK : Planlamak, tasarlamak

TAHRA : Nacak, çalı çırpı, dal, ince odun kesmek ve budamak için kullanılan ucu içeriye doğru yarım ay şeklinde kıvrılan alet.

TAKA : Çardak

TAMAŞ ETMEK : Seyretmek 

TANGO TAVUK : Bir tavuk türü 

TAP: Tam yerine rast gelmek

TAPAN: Tarlanın sürülüp düzeltilmesi

TAPANDAN GELİK : Genellikle yorgun olmayıp da, yorgunmuş gibi davranan veya yersizce uzanan kimseye söylenir.

TARANA : Tarhana

TARANA FİRİİ: Tarhananın yarı kurumuş hali

TARKAN TARKAN YARILMAK : Toprağın kuruyarak büyük büyük yarılması.

TARPADANAK : Aniden

TAŞGALAYA ALMAK, TAŞGALIYA ALMAK, TAŞGARAYA ALMAK: Dalgaya almak, alay etmek

TAVATİR : Güzel

TAVLAK : Ceviz

TEBERİK :Armağan, andaç, emanet

TECCEL: Sakar

TEH : Eh işte, fena değil, iyi – güzel sayılır

TELEME : Keçi, Koyun, İnek (çiğ süt) sütüne incir sütü katılarak yapılan yoğurdumsu bir yiyecek 

TELMİN: Tutunarak büyüyen bitkilerin tutunma organı

TELTİK : Adının söylenmesi zor olan kişi 

TEMEK : Karpuzun olup olmadığını Öğrenmek İçin Karpuzun Üzerine Açılan Delik. 

TENBELLEŞ, TEBELLEŞ : İstenmediği halde gitmeyen, Musallat

TESBİ, TESBİH AĞACI : Bir maki türü

TESBİ GILİĞİ : Tesbih ağacının tohumu

TESBAH: Tesbih

TEŞT : Büyük kazan

TILISIMI KIRILMAK : İştahın kaçması

TINGIRIK : Ortası delik metal altlık

TINSIRIK : Hapşırık

TINTIRIK, ÇINTIRIK : Fiske

TIRIK : Bir maki türü palamutlu ve yapraklarının uçları ve höşeleri dikenli ağaç

TIRIP: Çok var

TIRRIK : Gereksiz, boş insan, hırpo’ya eşdeğer.

TIRŞIK : Yabani Pancar Yemeği

TİBİLİ : Bir tür kuş

TİLBİ : Keneye benzeyen bir böcek. kumların içerisine koni şeklinde çukur açar. Bu çukurun en dibinde kumun altına gizlenip pusuya yatar. bu çukura düşen karınca gibi böcekler çıkmakta zorlanır, debelenmeleri sırasında kumun altında gizlenen Tilbi tarafından avlanır.

 

TİYARE: Teyyare, uçak

TİYEK  :   Asma yaprağı

TOKAÇ : Topaç, Çamaşır yıkarken çamaşırlara vurmak için kullanılan biçimli sopa, eskiden mahalle çeşmelerinin yanında ve dere kenarlarında kullanıldığını hatırlarız

TOMOTİS, TOMATİS, TOMAT, DOMAT : Domates

TOMATİS MANCASI : Domates salatası

TOMOFİL, TOMAFİL : Otomobil

TOMSON : Waşington portakalı

TOMUS : Temmuz

TOSBAĞA, TUSBAA :  Kaplumbağa

TOSCU : Değirmenci

TÖDE :Fidanların çevresini çalı kaplaması

TUMMAK : Suya girmek

TUMDURMAK: Suya batırmak (bir kişiyi)

TUSMUK : Küçük odun kökü parçası

TUULU, TÜLÜ : Tüylü. Saçı karışık, (daha çok sevgi maksadıyla) küçük çocuklar için kullanılır

U – Ü

UÇ UÇ FATMA : Uğur böceklerine uçup uğur getirsin diye söylenen tekerleme

UFRA : Hamura kıvam veren un.

UĞRUN : Gizli 

UĞURTMEK, ÜÜRTMEK : Soğanın tohumluk, silindir şeklinde ve uzun sürgünü. Tepesinde tohum başlığı oluşur. Zaman zaman çökeleğe karıştırıldığı da olur. 

ULAMA : Bezden dokunmuş yolluk

ULUK: Çürümüş

UMSULUK : Bunalmak, sıkıntıya düşmek  

UNÇULUK : Yemek de yapılan bir ot türü 

UNNUK : Un yapmak için ayrılan buğday 

URRUK : Bir tür kuş 

URUP: Çeyrek

URUPLAA : Çeyreklik

UYLUK : Bacak, but

ÜCE :Yüce, Yukarı

ÜÇGÜL: Yonca

ÜFELEMEÇ: Yufka ekmek ufağı, yağ, şeker karışımı yemek.

ÜFÜRÜMÜSSÜN MERE : Kofmuşsun meğer

ÜTMEK: Yenmek

V – Y

VARAN GELEN : Dokuma tezgahlarındaki kalınca sopa.

VARINSIK: Varınca

VELVELE: Gürültü, patırtı

VICIK : Bir tür kuş

VICCIKLAMAK: El ile kurcalamak,

VICCIKLANMAK: Tahrik olmak (cinsel olarak)

VIRTGEL : Dokurcun oyununda her oynamada tas alma durumu

VITTIRI VIZZIK: Önemsiz, boş

VIYKIRTMAK: Bağırmak

VIZZIK : İzmarit

YABA : Dirgen’e benzer, daha iri ve ahşaptan yapılma, tarlada saman atarken kullanılır

YALBIRDAK : Çıplak, dön gömlek

YANNİK : Yayık    

YARIMLA : Yarımlık 

YATIK : Küçük Yassı Ahşap Fıçı 

YAYKAMAK : Yıkamak

YAYKANMAK :Yıkanmak, banyo etmek

YAZI : Tarla, ova

YAZLAK : Yayla evi, Yazlık ev

YAZININ İTİ : Çoban Köpeği

YEĞNİ, YINİ :Hafif, ağır olmayan 

YEL : Bir yerine ağrı yapışmak 

YELKİNMEK :  Ayağa kalkmak

YEMİŞGEN : Yabani dikenli, meyveleri kırmızı olur.

YEMSEN :Alıç ağacına benzer yabani yemişleri olan bir ağaç

YETİK : Olgunlaşmış (meyve için kullanılır)

YİĞEN, YİYEN: Yeğen

YOOLLEKİ : Abartı

YÖREP : Yokuş, rampa

YUFKA: Sac üzerinde yapılan ince ekmek, yumuşak (huy)

YUKA: Sığ (deniz, göl, akarsu), yufka

YUMAK : Yıkamak

YUNMAK :Yıkanmak

YUMUŞ : İş buyurma

YUSUP : Yusuf

YÜKLÜ : Hamile

YÜKLÜK:Yata, yorgan konulan yüksek yer

YÜLÜMEK : Bileğlemek

YÜZEYAPİSKAN : Bukalemun, bazı yörelerde bahta bakan.

Z

ZAAR :   Herhalde, Sanırım, Zahir

ZAMZALAK, ZOMZALAK :  Mimozaya türü bir ağaç, ilk baharda mor çiçek açar, meyveleri dardağana benzemekle birlikte biraz iri ve rengi sarıdır. Zumman diye tanımladığımız bir kuş türü meyvesini yedikten sonra kendinden geçer ve kaçamaz.

ZAVAR : Hayvan yemi

ZAVIRLAMAK : Kızmak, ağzının payını vermek, azarlamak

ZEBİL GİBİ: Bol bol, çok fazla

ZEHMERİ: Zemheri, Karakış

ZENCİR : Zincir

ZERAKIL GİTMEK : Aşırı yorgunluktan baygın düşmek (uyuya kalmak)

ZIBARMAK : Uyumak

ZIKKIMIN KÖKÜ, ZIKKIMIN DİBİ: Zehir (Zakkumun zehirli kökü)

ZIRLIMAK : Oyun bozanlık yapmak

ZIRNIK: Zerre kadar

ZIYPMAK, ZIYPINMAK, SIYPMAK : Kaymak, isteyerek kaymak

ZİBİL : Hayvan gübresi, çöp

ZİLLEMEK :Filizlemek

ZİV ZİV GEZMEK : Avare, boş gezmek

ZOBU : İşe yaramaz

ZOMP: Kullanılmak üzere kesilmiş düzgün, biçimli ağaç

ZOMZOM : Bir yağmur yağış türüdür.

ZOPUR : Aniden gelip geçen yağmur.

ZOPZOBU, ZOPZOPU: Gaco, hoyratça hareket eden genç

ZUMBAN, ZUMMAN : Alalı renkte göğsü olan, gri – kahverengi arasında bir renge sahip ve karatavuğu andıran kuş türü.                 

ZUMZUK : Yumruk

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER  : Konunun en önemli noktası